Hikaye

Hemen defansa gel


“Hemen defansa gel” diye bağırıyordu ama ne bir cevap ne de bir tepki geldi. Defansa gelmesi gereken çocuk sadece ağır adımlarla yürümeye devam ediyordu. Tam o anda, Cemaller’in takım “goool” diye bağırdı. Defansa gelmeyen,  günah keçisi olacağını anlamış olacak ki adımlarını biraz hızlandırdı. Bağıran çocuk,  hızla “defansa gelmeyenin” yanına koştu. Bağıran’ın suratında tiksinç bir ifade vardı. Ya adam gibi oyna, ya da çık dedi. Tamam abi ya çıkıyorum dedi defansa gelmeyen . Kendini savunmanın hiçbir sonuç vermeyeceğini adı gibi biliyordu…

Okula giderken mutlu hissettiğim, cebimde, miktarı küçük de olsa her daim var olan harçlığımla bahtiyar olduğum sıcak bir mayıs günüydü ve ben hazırlık sınıfındaydım. Ders çıkışında sınıf arkadaşlarım tarafından yapılması planlanan bir futbol maçı olduğunu öğrendim. Bir müddet bekledim ama davet eden olmadı. Alınmadım, gücenmedim. Evet, futbol konusunda yeteneksizdim, bunu biliyordum. Ama ben futbolu sosyalleşmek adına, spor yapmak, fair-play adına oynamak istiyordum. İstiyordum ki ben ne kadar yeteneksiz de olsam, takım arkadaşlarım benim hatalarımı görmezden gelsin. Beni aralarına alıp, futbol dünyasının o sonu gelmez okyanusunun derinliklerine götürsünler istiyordum.

Son ders bitmek üzereydi. Ya umarsızca eve gidip akşama kadar pinekleyecek ya da gururumu çiğneyip oynamak istiyorum diye haykıracaktım yüzlerine. Yapamadım. Ne onlara beni de alın diyebildim, ne de pervasızca eve gidebildim. Ders çıkışında sınıfta bir tek ben kalmıştım. Az önce konuştuklarından duyduğum kadarıyla maç birazdan başlayacaktı. İçim içime sığmıyordu. Peki ne yapacaktım? Şerefsiz gibi gidip oynamayın lan burda desem olmazdı. Kesin dayak yerdim. Ya da gidip onlara tezahüratlar mı yapmalıydım? Takımın en güzel oynayan oyuncusuna methiyeler mi düzmeliydim? İstenmeyen, yavşak bir amigo gibi her gol pozisyonunda “huooop… alper vurdu ama az farkla auttt” , “caner topa çaktı ama direkte patladı” gibi teselliye bulanmış yalakalık cümlelerinin sahibi mi olmalıydım?


Hiçbirini yapamadım. Yapabildiğim tek şey yumurtası çıkmış basketbol topumu alarak, futbol sahasının yanındaki vasat sahada, tahtadan potaya atış yapmaktı. Ancak bu şekilde onların gözüne çarpabilirdim. Kim bilir, belki de beni hemen takıma çağırırlardı. Basketbol sahasına giderken, sanki beş metre ilerde 11 adam futbol oynamıyormuş gibi davranıyor, onları görmezden geliyordum. Onlarsa gözlerini topa dikmiş, beni hakikaten görmüyorlardı. Elimde basketbol topu olduğu halde, kendimi onların maçını izlerken buldum. Ne güzel de oynuyorlardı. Cemal’in topa kayması, Kazım’ın topa vuruyormuş gibi yapıp vurmaması ne güzeldi. Tüm bunlardan duyduğum heyecana, elimdeki yumurtalı topu yamuk yumuk bir deliğe sokarak sahip olabilir miydim?

Yarım saat geçmişti. Hesaplarıma göre maç en fazla yarım saat daha sürerdi ve o maçın bir oyuncusu olmak için herşeyi vermeye hazırdım. Cemallerin takımı 4-3 öndeydi ve Osmanların bir gole ihtiyacı vardı. Nihayet topları benim oynadığım basketbol sahasına kaçtı. Topu almak için Rıza gelmişti. Bu durum hoşuma gitti. Zira Rıza maç dışında hiçbir zaman götümün dibinden ayrılmayan, kızlarla muhabbet kurmak için beni kullanan şerefsiz bir korkaktı. Ulan Rıza dedim sessizce, söylesene oyuna ben de gireyim. Aptal aptal bakıp, “zaten biz bi adam eksiğiz lan” diye cevap verip gitti. Orta sahada bekleyiş içinde ayakta duran Osman’a “Sezer de oyuna girsin mi hacı?” diye sordu. Aralarında birşeyler konuştular. Duyamıyordum ama gıyabımda atıp tuttuklarını, “gelmesin lan o, yeniliriz iyice” dediklerini hissediyordum. Ben de onları umursamıyormuş gibi davranıp,  potaya top atmaya devam ettim.

Tam o anda, “Sezer, gel lan bize gir” diye bağırdı Ruhi. Basketbol topuna, şerefsiz gibi, akıbetini düşünmeden bir tekme atıp hemen koştum. Osman bana maçla ilgili bilgiler verdi. 4-3 yenildiklerini, defansı iyi korumam gerektiğini söyledi. Bu göreve hazırdım ve Osman’a “yapabilirim” der gibi baktım. O da bana “bok yaparsın” der gibi baktı. İçimden küfür etim.

Maç esnasında çok heyecanlanıyor, atmamız gereken bir golü düşünerek ordan oraya koşturuyordum. Top ayağıma geldiğinde bir çalım atıyor, attığım çalımın gazıyla bir çalım daha atmaya çalışıyor ama topu kaybedip kalemizde bir tehlikeye sebep oluyordum. Yediğim azarın, küfürün haddi hesabı yoktu. Yaptığım hatanın aynısını Yunus yapsa, “pardon beyler” diyor ve büyük bir olgunlukla karşılanıyor, hattâ “güzelsin güzelsin devam et” anlamına gelen ele vurma hareketiyle ödüllendiriliyordu. O hata yapabilirdi. Ama ben yapamazdım. Çünkü ben bir defans oyuncusuydum.

Bulunduğum konuma gönülden bağlanmıştım ve üstüne bastığım toprağı bir savaş alanı gibi kullanıyordum. Yeteneksizliğimi ancak böyle kapatabilirdim. Ordan oraya koşturup pas istememe rağmen kimse bana pas vermiyordu. Bu beni daha da cesaretlendirdi. Artık benden beklenenin fazlasını yapmalı, bir gol atarak yerlerde olan futbol prestijimi kolundan tutup ayağa kaldırmalıydım. Bulduğum en ufak boşlukta forvete koşup kendimi bir gol pozisyonunun tam ortasında bulmak için çalışıp çabalıyordum. Bu sırada da Osman ve takım arkadaşlarından bana verilen mevkide durmam konusunda uyarılar alıyordum. Aldığım büyük riskti. Ama risk almadan da kazanamazdım…

Cemallerin takım tüm gücüyle saldırıyorken, karşı sahadaki son adam ayağında topla üzerime doğru geliyordu. Rakip takımın tüm oyuncuları bizim sahdaydı ve kötü talihimi ketenpereye getirmenin zamanı gelmişti. Gözlerimi kapatarak son adam olan Cenk’in ayağına tıpkı bir Osman gibi, tıpkı bir Şenol gibi kaydım. Gözlerimi açtığımda top ayağımın önünde, ben de takımın en önündeydim. Hemen hareketlenip karşı kaleye doğru topla beraber koşmaya başladım. Tsubasa gibi koşuyordum. Osman arkamdan “hadiiiii” diye bağırıyordu. Bu “hadi” “golü at” demek miydi yoksa mevkimi terk ettiğim için bana kızıldığının sese tezahür etmiş halimiydi? Bilemiyordum. Kaleci üzerime doğru koşmaya başladı. Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Sadece rüzgardan duvarları yıkarak geçtiğimi hissediyordum. Arkamdaki ayak sesleri “blap blap blap” diye iyice sertleşmeye başladı. Artık kaleciyle aramda sadece 2 metre kalmıştı.

Ne yapacağımı bilmediğimden, gayrı ihtiyari bir ayak hareketiyle kaleciyi çalımlamıştım. Artık ayağımda sadece kaleye yuvarlamam gereken bir top vardı. Maça çağırılmayışım, beni hor görmeleri, yeteneksiz oluşumu yüzüme vurmaları aklıma geldikçe sağ ayağım demirleşti. Ulan dedim, bu gol tüm futbol yeteneksizlerine gelsin. “Bu gol, Cemallerle Osmanların ezeli savaşının simgesi olsun ulan” dedim. Ayağımın ucuyla dokunsam kaleye girecek olan topa, Allah ne verdiyse abandım. Topun dibine fazla girdiğimden top üst direkten geri döndü.

O kadar takatimi kaybetmiştim ki, top oyuna geri döndüğü halde ben ellerimi dizlerime koyup “hofu hofu hofu” diye sesler çıkarıyordum. Nefes nefese kalmıştım. Rıza yanımdan koşarak geçti “hadi hadi geri dön” dedi. Ayağa kalkıp koşmaya kalkıştım. Yapamadım. Ağır adımlarla yürüyordum. Osman “hemen defansa gel” diye bağırıyordu. Yapabileceğim hiçbirşey kalmamıştı. Defansa gidemiyordum. Az sonra, Cemallerin takım “goooool” diye bağırdı. Durum 5-3 olmuştu. Adımlarımı biraz hızlandırdım. Çünkü biliyordum; bu yenilginin sebebi, bu takımın günah keçisi yine ben olacaktım. Osman koşarak yanıma geldi. Ya adam gibi oyna ya da çık dedi. Çıktım…

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

20. Yüzyılın 88'inci Temmuzu'nda İstanbul'a ayak bastı. Pazarlarda domates - biber, düğünlerde pamuk şeker sattı. Süper liseye girip İngilizce öğrendi. Bilgisayar mühendisi olmak istedi, at antrenörü oldu. Açıköğretim İşletme mezunluğu, Medya ve İletişim öğrenciliği konusunda tecrübeli. 2008'den beri buralarda blog yazıyor ve karnı sizin vergilerinizle doyuyor. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

12 Yorum

  • Sen bakma onlara seni keşfedememişler…O sadece sıradan bi mahalle maçı :) belki bu da sıradan ama unutma 11-Fen son sene biz attık golümüzü ve şampiyon olduk.Sende o takımın bi parçasıydın…unutmadık unutmayacağız saygılar kardesim. (Semih TÜLCÜ)

  • Çawuş çok güzeL yazmışsın ağLayasım geLdi.
    Oğlum yumurtası çıkmış topLa oynarken beni niye çağırmadın ? Alındım şimdi. :P

  • Bu yazıyı okuyunca futbolda ne kadar yeteneksiz olduğumu hatırladım. En çokta 7. paragrafın 4., 5., 6. ve 7. cümlesi hoşuma gitti.

    Çok güzel bir yazı olmuş. Kitap yazmayı düşünüyor musunuz? (:

  • Eğer, Allah izin verir de birbirine yakın türde beğeni toplayan yazılar yazarsam, yazılarım yeterli sayıya ulaştığında Kelimeler Benim isimli bir kitap çıkarmak isterim…

  • Bence de yazmalısın Bitanem yaa harika.. Ama birbirine yakın türde olmadıkları için ‘Kelimeler Benim’ değil mi zaten;) çok birikirse yazıların bunlardan seçerek kısa hikayeli bi kitap çıkarabilirsin harika olur ve kendi adıma ben bu tür kitapları okumaktan zevk alıyorum; her bölümde farklı bi hikaye ve sonunda bi mesaj…;)

  • Severim seni bilirsin sezer. Bu yetenekle seni ilerde yazar olarak görmek isterim. Çok güzel yazılar yazıyorsun. Öle ipten saptan şeyler ile bloğu doldurmuyorsun. Başarılar.

  • Plusturk;
    Sağol abi teşekkür ederim desteğin için. İnşallah dediğin olur ilerde. Kelimeler Benim’e bir yazı ekleyeceğim zaman çok seçici davranıyorum, doğru. Çünkü bu blog, adıyla özdeşleşsin istiyorum.

    Erhan;
    Teşekkür ederim okuduğunuz için.

  • Hepsini okudum. O anı yaşar gibi oldum. Tebrik ederim, güzel yazı olmuş.

    Ben, hiç
    sevmemişimdir iyi top oynayıp da başkalarını küçümseyenleri.
    Lise1’deyken benim de başıma buna benzer bir olay gelmişti ama o günden
    sonra hırs yapıp kendime bir top aldım. Her fırsatta kendi kendime o
    topla oynayıp kendimi geliştirdim. Hatta bir de ufak topum vardı. Evinde
    geniş salonunda hergün sabahtan akşama kadar kendi kendime çalışırdım.
    :) İlginç ama sandelyeleri baraş yapardım. Frikik atardım karşı koltuğa.
    Şişeleri adam yapıp çalımlarımı geliştirirdim.

    Ha birde mahalledeki arkadaşlar sağolsunlar onlarla beraber her hafta yada 2-3 günde bir maç yapardık. Orada da kendimi bayağı geliştirdim.

    Lise 3 ve lise 4’te arkadaşlar bensiz yapamaz oldular. Okul bahçesindeki maçlarda herkes takımında görmek isterdi beni. Bu sefe onlar
    beni halı saha maçına çağırdılar her seferinde. Bu sefer de ben gitmedim
    ama onları terslediğim zaman içimden çok mutlu oluyordum. Çünkü
    hakkediyorlardı. Hiç bir zaman da onlarla halısaha maçına gitmedim.
    (Ondan önceki maçlarımız hep okul bahçesinde olurdu. Okul dışı halısaha
    maçlarına çağırmazlardı)

    Şimdi ise futbol oynamayı çok seviyorum bir ara okumayı bırakıp
    futbolcu olmayı çok istedim ama annem buna karşı çıktı sonuç olarak
    okumaya devam… :)

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?