Genel Kültür Günlük

Bu Hafta Ne Öğrendim #38


Bu hafta kedilerin su ile garip ilişkileri olduğunu öğrendim. Kediler genellikle susadıklarının farkına varmazlarmış. Bununla birlikte kedilerin böbrekleri diğer memelilere göre son derece verimli çalışıyormuş. Bir kedi deniz suyu bile içse böbrekleri sudaki tuzu filtreleyebilirmiş. Aynı şeyi bir insan yapsa dehidrasyon sebebiyle ölürmüş. Kediler sudan tat alıyorlarmış. Bize göre su tatsızdır değil mi? Fakat bir kediye göre suyun bir tadı varmış. Köpeklerle ortak bir özellik olan suyun tadını alabilme bu hayvanların dillerinde bulunan ekstra reseptörler sayesinde gerçekleşiyormuş. İlginç olan bir bilgi daha kedilerin durgun su yerine hareketli suyu tercih etmesiymiş. Uzmanlara göre bu davranış, kedilerin vahşi doğada yaşarken, durgun suda zararlı bakterilerin daha fazla barınabileceğini fark etmeleri yönünde evrimleşmiş olmalarının bir sonucuymuş. Bir kediniz varsa ve su içmiyorsa ona şunun gibi bir kedi çeşmesi almayı deneyin derim.

Amerika’nın New York şehrinde Same Ole Line Dudes adında bir sıra bekleme şirketi varmış. Şirketin verdiği hizmet, herhangi bir kuyrukta sizin yerinize bir elemanını beklemekmiş ve adamlar bu işten haftada 1000 dolardan fazla para kazanıyormuş. Sıra bekleme hizmetinin ücreti saatlik 25 dolarmış. İnternet sitelerinde, iPhone kuyruğunda 2013, 2014 ve 2015 yılında ilk sırada olduklarını da gururla belirtiyorlar. Ticari zeka. Severim.

Sakız ile ciklet aynı şey diye biliyoruz değil mi? Halbuki ciklet sözcüğü Türkçeye Cadbury Adams firmasının ürettiği Chiclets marka sakızlardan dolayı yerleşmiş.

Starbucks gibi mekanlarda karton bardakta satılan sıcak kahve elinizi yakmasın diye bardağa yine kartondan bir halka geçirilir ya, işte onun adı zarfmış. Türkiye’de değil, tüm Dünya’da kullanılan adı buymuş. Zarf! Önce hoşuma gitti ama Wikipedia sayfasında “Arabic Word” tanımını görünce tadım kaçtı. Gerçi arabik marabik, bizden çıkmış bu kavram. Porselen kahve fincanının içine koyulduğu süslü metal altlıklar Osmanlı’da çok kullanılırmış ve adına zarf derlermiş. Tabi Avrupa bizi kıskandığı için hemen kopyalamış. Büyük resmi de gördünüz hadi gene iyisiniz.

1993 yılında Fransa’da, 50 franklık banknotların üzerine, yazarı Saint-Exupéry‘nin resmi ile birlikte Küçük Prens kitabındaki kahramanın resmi basılmış. Dünya genelinde neredeyse tüm paraların üzerinde sürekli olarak ciddi bakışlı tarihi kişilikler görmeye alıştığımız için olsa gerek, benim çok hoşuma gitti.

1998 yılında, Amerika’daki evinde o anda yalnız bulunan, bir köpeği ve bir domuzu ile yaşayan bir kadın kalp krizi geçirmeye başlamış. Biraz bağırmaya çalışmış, birilerinin dikkatini çekmek için çalar saati camdan fırlatıp gürültü yapmayı denemiş ama kimse kendisini duymamış. Bir sorun olduğunu fark eden köpek havlamaya başlamışsa da gelen giden olmamış. Bunun üzerine kadının Lulu adlı domuzu bir yolunu bulup, evden çıkıp yola koşmuş ve geçen arabaların önünde ölü taklidi yapmaya başlamış. Evden zorla çıkarken yaralanan ve o anda ölü taklidi yapan domuz bir adamın dikkatini çekmiş, arabasından inip Lulu’nun yanına gidince, domuz yerden kalkıp adamı da peşine takmış ve eve doğru yürümüş. Kalp krizi geçiren kadını gören adam hemen acil servisi aramış ve kadının hayatı kurtulmuş. Çoğu zaman hayvanları birer robot gibi görüyoruz fakat bir şeyleri anlayabiliyor ve belki de bizden daha fazla hissedebiliyorlar.

İnternet dünyasında artık bolca kullanılmaya başlanan spam kelimesi, 2. Dünya Savaşı’ndaki kıtlıkta, insanların yemekten bıktığı kalitesiz bir jambona verilen isimmiş.

Bundan 100 küsür sene önce Selanik’te yaşayan Yahudi bir ailenin Raşel adındaki kızı tesadüfen yeni bir peynir çeşidi keşfetmiş. Yahudilikte, yenilip içilecek maddelerin haham tarafından muayenesi ve onun yenmeye veya içilmeye elverişli olup olmadığı kararını vermesi gerekirmiş. Tabii kızın babası da bu peynir türünü hahama götürmüş, hahamdan koşer (İslam’daki helal) onayı alınmış. Kaşar peynirinin adı da helal anlamındaki koşer’den geliyormuş.

Nazi üniformalarının tasarımcısı ünlü modacı Hugo Boss’muş. Kendisinin 1924’te Stuttgart’ta kurduğu giyim firması 1930 yılında iflas edince, yeni bir iş kurmak amacıyla 1931 yılında Nazi Partisine üye olmuş. O zamanlar da taktik aynıymış yani.

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

1988 İstanbul doğumlu. At Antrenörlüğü (2008), Güvenlik Bilimleri (2010), İşletme (2011), Medya ve İletişim (2015) bölümlerinden mezun. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık 2. sınıf öğrencisi. Evli ve 1,5 yaşında Emir adında bir oğlu var. 2008 yılından beri Kelimeler Benim'de yazıyor. Drone pilotu ve Çaylak PHP geliştirici. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

10 Yorum

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?