Genel Kültür Günlük

Bu Hafta Ne Öğrendim #30


Google’da kendi yazımı ararken, bir sürü blogda Bu Hafta Ne Öğrendim #XX şeklinde yazılar olduğunu fark ettim. Yarısının içeriği benim yazılarda çalınma, diğer yarısı özgün. Bir tanesi benim siteyi komple kopyalamış, kategorilerden logosuna kadar. Bir tanesi de seride neredeyse beni bile geçecek, BHNÖ serisinin 29.sunu yazıyor, helal! Bu hafta bunu öğrendim işte. Güzel bir iş yaparsan gençler özeniyor tamam da bu nedir aga? Esinlenmek ve kopyalamak farklı şeyler.

Kimya dersinde defalarca duyduğumuz, günlük hayatta da zaman zaman karşımıza çıkan pH‘ın açılımını öğrendim. Power of Hydrogen yani Hidrojenin Gücü demekmiş. Senelerce fen bilgisi ve kimya dersi alıp bunun açılımını öğrenmemiş olmak, ülkemiz eğitim sistemi için acı bir sonuç bana göre. Halbuki asıl anlamını biliyor olsak belki daha yaratıcı bireyler olacaktık, pH’tan bir adım daha ileriyi görebilecektik. Gerçi, bize öğretenler kendileri biliyor muydu acaba pH’ın açılımını? Geçelim.

Yüzyıllar boyunca çözülemeyen bir sır olarak kalan hiyeroglif, Napolyon’un 1798 yılındaki Mısır Seferi sırasında bulunan bir taşın yardımıyla çözülmüş. Bir kazı sırasında Fransız askerleri tarafından şans eseri bulunan Rosetta taşı (diğer adıyla Reşit taşı), üç Mısır tapınağına gönderilmek amacıyla üç dilde yazılmış. (Mısır’da halkın kullandığı dil olan Demotik, Hiyeroglif ve Antik Yunanca) Böylece Mısır halkı ile Mısır asilleri ve Yunanlar bu antlaşmayı rahatlıkla okuyabilmiş. Bu dillerin kıyaslanmasıyla da hiyeroglif çözülmüş.

İnternet üzerinden yapabileceğimiz ve kişiliğimizle ilgili çok gerçekçi sonuçlar veren bir kişilik testi sitesi varmış. Sitede tek bir test bulunuyor ve test sonucuna göre, sizin 16 kişilik tipinden hangisine sahip olduğunuzu söylüyor. Sitenin Türkçe seçeneği var. Benim kişilik tipim Lojistikçi (ISTJ) çıktı. Tabii bunun ne demek olduğunu test sonunda detaylı olarak anlatıyor. Şaşırtıcı derecede gerçekçi olabilir. Test için buraya tık.

Bazen eski zamanları düşünürüm, elektriğin olmadığı o karanlık geceleri. Her ne kadar hayatımızı kolaylaştıran teknolojiye hayran olsam da o zamanlarda yaşamış olmak isterdim. Düşünsenize, güneş batıyor ve gökyüzündeki yıldızların ışıltısından başka bir ışık yok etrafta. Allah da bizi bu sisteme göre yaratmış olmalı ki vücudumuzun ışığa maruz kalma süresi ile kontrol edilen, vücudumuzun hormon salgılamasını belirleyen sirkadiyen ritimleri diye bir şey varmış. Geceleri telefonumuzu elimize aldığımızda, telefonumuzun ekranından tam gözlerimize doğru bir foton demeti (mavi ışık) gönderilir ve bu durum beynimize yorgun hissetmenizi sağlayan melatonin hormonunu salgılamaması uyarısı yaparmış. Böylece uyumamız gereken saatte uyumuyormuşuz. İşte bundan bahsediyordum, eski zamanlarda olsak, uyku zamanımız geldiğinde uyumaktan başka yapacak bir şeyimiz olmayacaktı ve daha sağlıklı bir vücuda sahip olacaktık belki de.

Narnia Günlükleri adlı roman serisinin baş kahramanı Aslan isimli bir aslanmış. Böyle söyleyince ilginç oldu tabii. Yazarı İngilizce olan, İngilizce bir romanda aslana Türkçe “aslan” denilmesi bence ilginç bir ayrıntı. Kitabı okumadım ama Vikipedi’nin yalancısıyım.

Orangutan, Malayca “orman adamı” demekmiş. Boykot kelimesi İrlanda Toprak Birliğinin direniş eylemine hedef olan İrlandalı toprak sahibi J. Cunningham Boycott’un soyadından türetilmiş. Bizdeki karyola, İtalyancadaki “carriola”dan geliyormuş ve İtalyancadaki anlamı el arabasıymış. Termos, aslında ticari bir marka adıyken bir şekilde ürünün adına dönüşmüş. Thermos şirketi hala Amerika’da faaliyet gösteriyormuş. Mısır kraliçesi Kleopatra’nın adının anlamı “babasının görkemi” imiş.

28 Ocak 1986’da havalanan ve içinde 7 astronot bulunan Challenger Uzay Mekiği, yakıt sızması nedeniyle havalandıktan 73 saniye sonra, yeryüzünden 15 kilometre yükseklikte patlamış. Tabii içindeki 7 astronot da bu patlama ile hayatını kaybetmiş. Hayatını kaybeden 7 astronottan biri olan Hawaii’li Ellison Onizuka, uzayda olduğu süre boyunca futbolcu kızı Janelle’i hatırlamak için ondan hatıra olarak imzalı bir futbol topunu yanına almış. Onizuka’nın kızına ait futbol topu patlamada uzaya savrulmuş ve tam 31 yıldır uzayda süzülüyormuş. Ta ki yakın zaman önce Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görevli olan NASA astronotu Shane Kimbrough tarafından görülene kadar.

Uluslararası Uzay İstasyonundan Dünya’yı izleyen Kimbrough, cama doğru bir futbol topunun yaklaştığını fark etmiş ve gözlerine inanamamış. Hemen topun fotoğrafını çekmiş ve topu almış. Bu mucizevi top Onizuka’nın kızına verilecekmiş. Koskoca uzayda küçücük topun bir astronotun burnunun dibine kadar gelmesi nasıl bir tesadüftür? Bir filmde görsek, “yok artık, abartmışlar” diye tepki vereceğimizden eminim.

1949’da arkadaşlarını yemeğe çıkaran ancak yanına para almayı unutup mahcup olan Frank McNamara isimli adam kredi kartını icat etmiş.

Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’nde “mutluluğu arama hakkı” bir insan hakkı olarak yer alıyormuş.

Plakçılar ve müzik yapımcılarının bulunduğu semt olan İstanbul’daki Unkapanı’nda, Osmanlılar zamanında un ve tahılların muhafaza edildiği hanlar bulunurmuş. Bugünkü Unkapanı sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt 19. yüzyılda bu ismi almış. Osmanlılar zamanında bazı satış yerlerinde Arapçada Kabban adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, bu tip yerlere Kapan denirmiş. Unkapanı adı da buradan geliyormuş. Un terazisi yani. Haftaya görüşelim.

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

1988 İstanbul doğumlu. At Antrenörlüğü (2008), Güvenlik Bilimleri (2010), İşletme (2011), Medya ve İletişim (2015) bölümlerinden mezun. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık 2. sınıf öğrencisi. Evli ve 1,5 yaşında Emir adında bir oğlu var. 2008 yılından beri Kelimeler Benim'de yazıyor. Drone pilotu ve Çaylak PHP geliştirici. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

7 Yorum

  • Futbol topu hikayesi öyle değilmiş. Tam tersi söz konusu. İlgili haber yalanlandı. Bilgin olsun. :)

  • Güzel bilgiler, eline sağlık Sezer. İçlerinden bir tanesini biliyordum ve bu konuda ek bilgi vereyim dedim. Işık ve uyku meselesi… Vücudumuzun biyolojik dengeye göre yaratıldığını çabuk unuttuk sanırım. Aslında olay şu, beyin ışığı gördüğü sürece uyanık kalmaya devam ediyor ve ışık olmadığında tam anlamıyla uyku haline geçebiliyor. Bir odada en ufak bir ışık dahi aslında uyanık olmamıza neden oluyor denilebilir.

    Katılıyorum sana, maalesef sağlığımızla oynuyoruz. Artık ışığın olmadığı ortam kalmadı gibi bir şey. Ben bu bilgiyi sanırım ekşi sözlük’te sayfalara rastgele göz atarken okumuştum veya bir televizyon programında da dinlemiş olabilirim. Net hatırlamıyorum ama sağlıklı bir uyku için ışıksız bir ortam şart.

  • Bende benzer bir içeriye başladım. Hatta bir yorumda kelimeler benimi kopyaladığımı yazmışlardı. Tam aksine ben, bu yazı dizilerine insanı öğrenmeye teşvik ettiğini gördüğüm için. Kendi ilgi alanıma giren ve öğrendiğim şeyleri paylaşacağım bir yazı dizisinin kopya olarak algılanması beni üzdü doğrusu. Bir bakıma hak vermedim desem yalan olur. Kopya içerik olduğu konusuna değil ama benzer içerik olduğu konusunda. Bu nedenle yazı dizisi formatını değiştirme kararı aldım. Bu yazınızda da yine çok güzel bilgiler sunmuşsunuz. Elinize sağlık. Zevkle okudum.

  • Güzel bilgiler paylaşmışsın yine Sezer hocam.
    Hepimiz biliyoruz ki BHNO kategorisini ve seriyi gözlerimizin önünde en güzel şekilde sen başlattın ve devam ettirmeye çalıştın. Taklitler sadece asıllarını yaşatır.

    Tabiki her blog yazarı kendi blogunda bu seriyi paylaşabilir ancak içeriği sizden veya bir başkasından kopyalayarak yaptığı zaman bu o blog yazarını asla gerçek bir blogger yapmayacaktır.

  • Uzun zamandır uğramıyordum buraya :) Yine yeni şeyler öğrendim :) Benim test sonucumda “INFJ-T” çıktı. Kişilik tipim SAVUNUCU imiş.

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?