Genel Kültür Günlük

Bu Hafta Ne Öğrendim #24


İngiltere’de, hamile bir kadının istediği yere işemesi serbestmiş. Bu yer, bir polisin şapkası bile olabilirmiş. Bu bilgiyi ilk duyduğumda şüpheyle yaklaştım ve yabancı kaynaklardan araştırma yaptım. Böyle bir kanunun Birleşik Krallık’ta gerçekten mevcut olduğunu fakat eski bir kanun olduğunu öğrendim. O da bi şey mi? Bizim teyzenin Şişli Etfal Hastanesi’ndeki performansı gerçekten göz dolduruyor.

İnternette dolaşırken, meşhur kitapların ne kadar sürede yazıldığıyla ilgili bir infografik buldum. John Boyne, Çizgili Pijamalı Çocuk kitabını tam 2 buçuk günde yazmış. Ben o kadar zamanda blog yazısı yazamıyorum vicdansız. Bir de filme çevirmişler adamın kitabını. Otomatik Portakal 3 haftada, Küçük Prens 6 ayda yazılmış. Yüzüklerin Efendisi üçlemesi ise 16 senede yazılmış. Bak kitap dediğin böyle olur işte.

the_little_prince

Küçük Prens kitabının yazarı Antoine de Saint-Exupéry’nin savaş pilotu olduğunu daha önce duymuştum. Adamın benimki gibi değişik bir hayatı var. Birbiriyle ilgisiz iş, okul ve uğraşlar işte. Kamyon satışı bile yapmış zamanında. Yalnız, bu adamın, kullandığı savaş uçağının vurulması sonucu öldüğünü az önce öğrendim. Kendisi, 1944’te Alman ordularının hareketini havadan izlemek üzere Kuzey Afrika’ya gitmiş ve Marsilya açıklarında uçağı vurulup denize düşmüş. Uçağın enkazı taa 2000 yılında balıkçılar tarafından bulunmuş.

Yeşilçam'dan tanıdığımız Ayşen Gruda, Ayten Erman ve Ayben Erman kardeşmiş.

Yeşilçam’dan tanıdığımız Ayşen Gruda, Ayten Erman ve Ayben Erman kardeşmiş.

Evimizi uzun zaman kimsesiz bırakacağımız zaman, mesela tatile çıkarken buzdolabında illa bir şeyler kalır. Evde çalışan tek elektronik alet de buzdolabı olur haliyle. Evimize döndüğümüzde, yiyecekler buzdolabında beklediği için bozulmamış olur. Peki ya siz yokken elektrikler uzun süre kesildiyse? Biri şöyle bir yöntem bulmuş: Öncelikle bir kaba su dolduruyormuşuz ve buzdolabımızın derin dondurucu kısmına koyuyormuşuz. Su donduğunda, buzun üzerine bir bozuk para koyuyormuşuz. Döndüğümüzde bozuk para dipte ise elektriğin uzun süre kesik kaldığını anlıyormuşuz fakat bıraktığımız gibi bozuk para buzun üstünde ise yiyeceklerimizi gönül rahatlığıyla tüketebilirmişiz.

Dünyanın en hızlı hayvanı, dalış yaptığı sırada eriştiği 360 km/s hızla yırtıcı bir kuş olan gökdoğanmış. Doğan o kadar hızlıymış ki avını, çarpmanın yarattığı şok ile öldürebiliyormuş. Ayrıca havaalanlarında uçuş güvenliğini sağlamak için kuşları kaçırtmakta da gökdoğanlara görev veriliyormuş.

silent-twins

1963 yılında Barbados’ta dünyaya gelen June ve Jennifer adında tek yumurta ikizleri birbirleri dışında hiçkimseyle konuşmuyormuş. Kendi aralarında, hiçkimsenin anlamadığı bir dil bile geliştirmişler. 14 yaşına geldiklerinde aileleri onları farklı yatılı okullara göndermiş fakat hiçkimse ile konuşmamaya devam etmişler. Çok ilginç bir hayat yaşayan ikizler, sonunda bir anlaşmaya varmışlar ve ikisinden biri öldüğünde, diğeri insanlarla konuşacak şeklinde bir karara varmışlar. Hikayenin tamamı burada mevcut.

Şu anda yaşadığım şehir olan Van’da sürekli ölen birileri için selâ okunduğunu duyuyorum. Neredeyse her ezandan sonra bir de selâ geliyor. Merak ettim, yaşadığım yerde nasıl bu kadar çok insan ölür diye. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sayfaları bana her zaman sıkıcı ve karmaşık gelmiştir. Neyse ki ufak bir Google aramasıyla bu karmaşık bilgileri sadeleştirip yayınlayan nufus.mobi diye bir site buldum. Bu siteden edindiğim bilgiye göre 2015 yılında Van’da 3.429 kişi ölmüş. Bu da %0,31 ortalamayla bu şehrin 77. sırada olduğunu gösteriyor. Görünenin aksine neredeyse sonuncu. Her neyse. Sonradan öğrendim ki Van’ın herhangi bir İlçesinde ya da merkezinde ölen biri için, Van sınırları içinde bulunan tüm camilerden sela okunuyormuş. Olay bundan ibaretmiş. Bu arada İstanbul nüfusuna kayıtlı olup Van’da yaşayan 490 kişiden biriymişim.

Bazen bir konuya çok uzak kaldığımızda “fransız kalmak” deyimini kullanırız ya, İngilizce’de de William Shakespeare’in ürettiği “yunan kalmak” diye bir deyim varmış. İngilizler bir konuyu bilmediklerinde ya da anlamadıklarında “It’s greek to me” derlermiş. Bu arada William Shakespeare İngilizce’de kullanılan 1.700’den fazla kelimenin mucidiymiş.

1234_sifre

Banka kartlarının ve kredi kartlarının şifreleri genelde dört hanelidir. Bu da demek oluyor ki 0000 – 9999 arasında seçebileceğiniz 10.000 farklı şifre mevcut. Bir araştırmaya göre dünyada kullanılan her 10 kredi kartından birinin şifresi 1234‘müş. Yani bir hırsız, bir kredi kartını çaldığında, gidip bütün paranızı ilk gireceği şifreyle çekme ihtimali %10. Tabii ATM’ler en az 3 defa şifre girme hakkı veriyor size. En çok kullanılan ikinci şifre olan 1111, her 100 karttan 6’sının şifresi. Üçüncü sırada da 0000 geliyor. Bu da her 100 karttan yaklaşık 2’sinin şifresi. Böylece ne oluyor? Hırsızın, tüm paranızı çekme ihtimali otomatik olarak %18’e çıktı. Tabii bu dünya genelinde bir istatistik. Türkiye’yi baz alırsak hırsıza en az %50 şans vermiş oluruz diye düşünüyorum. Çünkü biz kolay yolu kullanmayı sever, sonra da bol bol ağlarız.

Son olarak bu hafta öğrendiğim ilginç kısaltmaları paylaşayım:

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

20. Yüzyılın 88'inci Temmuzu'nda İstanbul'a ayak bastı. Pazarlarda domates - biber, düğünlerde pamuk şeker sattı. Süper liseye girip İngilizce öğrendi. Bilgisayar mühendisi olmak istedi, at antrenörü oldu. Açıköğretim İşletme mezunluğu, Medya ve İletişim öğrenciliği konusunda tecrübeli. 2008'den beri buralarda blog yazıyor ve karnı sizin vergilerinizle doyuyor. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

25 Yorum

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?