Şimdi Hayat
    Grup Seksendört

    .


    Dünyayı kurtarmaca

    Abicim, herkeste bakıyorum bir afra bir tafra, neymiş efendim, küresel ısınma varmış, havalar bir öyle bir böyleymiş. E öyle olacak tabi. Dünya dediğin gezegen de nihayetinde insanoğlunun ve hayvanoğlunun hizmetine sunulmuş bir maldır. Biz hayvanoğlunun hakkını gasp ediyoruz, orası ayrı. Şimdi bir malı nasıl kullanırsan öyle sonuç alırsın, Dünya için de bu geçerli. Sen git edison ampulü kullan, adi naylon torba kullan, suyu babanın suyuymuş gibi kullan, sonra da vay efendim mağdur oluyoruz! Arkadaş, dünya az bile ısınıyor. Su kaynatması lazım normalde. Şimdi size birkaç bilgi vereyim de anlayın ne demek istediğimi.

    Sana desem ki, git iki ağaç dik, dikmeyeceksin biliyorum. En azından vicdanını rahatlat, bak ne diycem: Hani şu tasarruflu ampuller var ya helezon gibi, onlardan kullanırsan yılda 2 ağacın temizleyebileceği kadar karbondioksit salınımını engellemiş oluyorsun. Öteki ampuller, hani akepe ampulü şeklindekiler kullandıkları enerjinin sadece %5'ini gereksinim duyulan ışığa çevirebiliyormuş. Bildiğin ampule para yediriyoruz lan resmen. Bu tasarruflular %25'ini ışığa dönüştürüyormuş yedirdiğimiz enerjinin. Bu duruma aşinayız zaten. Hani "tamam yiyor ama en azından çalışıyor" mantığı var ya o. Hem bundan öncekiler de yemiyor muydu!? Herneyse, bu sayede %80'e varan ama %100'e varamayan enerji tasarrufu sağlayacaksınız işte, fena mı?

    2012'de piyasada klasik ampul bulamayacaksınız bunu da söyleyeyim de sonra bana gelmeyin. Hem bu ampullerin bu kadar yararı var dediysek zararı yok demedik. Bu ampuller ortama ultraviyole ışın yayarak insan sağlığını alenen tehdit ediyormuş. Bizim eski emektar ampuller insan sağlığı için en zararsız ampulmüş. Yani para için sağlığımızı mı satacağız diye sormayın, benim de kafam karıştı. Mum yakın anasını satayım!

    Su tasarruf kartuşu diye birşey var. Takıyorsun çeşmenin ağzına, suyun suyunu sıkıp veriyor sana. Bildiğin fıskiye gibi birşey işte. Bildiğin fıskiye ne işe yarar diye soracak olursanız, bu kartuşlar su tüketimini dakikada 18-22 litreden 5-7 litreye kadar düşürüyormuş. Yüzdesini hesaplayamadım ama bayağı iyi. Bu sayede ne yapmış oluyoruz? Torunlarımızın bize emanet ettiği suyu tasarruflu kullanıyoruz. Hem bize girmiyor, hem gelecek nesillere. Heyt be!


    Lâf Salatası - Mayıs 2010

    Güzel ülkemizde araç kiralama işletmeleri var biliyorsunuz. Bir aracı günlük ücreti üzerinden kiralıyorsunuz. Biz bu işletmelere kısaca "rent a car" diyoruz. İşte problem de burda başlıyor zaten. Dilimizde uygun kelime olmasa göz yumarım belki, hadi kulağa pek hoş gelmiyor adamlar o yüzden böyle yazmışlar derim ama öyle de değil. Güzelim "Araç Kiralama" kelimeleri duruken "rent a car" da neyin nesi? Yok arkadaş bu böyle olmaz, bir değil, üç değil, beş değil. Her yerde aynı. Ulan ingilizce kelime kullandınız bişey demedik, (sandviç) ingilizce isim tamlaması kullandınız ses çıkarmadık (fast-food) e siz artık ingilizce cümle kurdunuz be yavrum. Rent a car, yani "bir araç kirala". Oldu. Yani yeni oluşumlara ya da gerektiği yerde ingilizcenin kullanılmasına karşı değilim ama bu kadarı da fazla. Çıkmış tırtonun biri böyle yapmış, diğerleri de onu görüp devam etmişler bu zırvaya. Git sor işletmenin sahibine "rent a car" ın anlamını bile bilmiyordur.

    Biri öyle yapmış diğerleri de aynısını yapmaya devam etmiş deyince bakın aklıma ne geldi: Bu PVC kimlik kaplamacıları bilirsiniz, hani ehliyetinizi, nüfus cüzdanınızı falan kaplayan seyyar esnaf. İşte onlar bana çok büyük bir çeteymiş gibi geliyor. İstanbul'da her köşe başında bir tane bulunurdu. Malatya'ya geldim, burda her köşe başında beş tane var. Diyeceksiniz ki e ne var bunda? Zaten ilginç olan bundan sonrası. Bu adamları ülkenin neresinde görürseniz görün, el arabalarından kullandıkları jeneratörlere, sattıkları çerçevelerden sürekli çalan bayan sesli anonslarına kadar herşeyleri aynı. Yani tüm bu ekipmanın bir merkezden çıktığı apaçık ortada. Bu kadar tırt bir sektörün nasıl böyle organize çalıştığını anlamak gerçekten çok zor. Bir de o "asker kimlik kartlarınız, polis kimlik kartlarınız, ehliyetleriniz, nüfus cüzdanlarınız çok kısa sürede kaplanır" diye sürekli konuşan ablamız kim merak ediyorum. O ses kaydı nasıl ülkeye yayıldı bunu daha da merak ediyorum.


    Ebeveyn diye bir kelime var. Arapçadan dilimize girmiş. Düşüncem o ki ebeveyn dilimize giren en itici kelimelerden biridir. Hatta neredeyse önde gideni, bayrak taşıyanı falandır. Ana - baba anlamında kullanıyoruz biz bu kelimeyi. TDK'ya göre yani. Hani bir kelime başka bir dilden alınır, dile entegre edilir tamam da bu kadar itici halde p*ç gibi de bırakılmaz ki. Veyyn! Veyyn! Kelimeler benimse, bu kelimeyi istemiyorum arkadaş. Benim olmasın bu.


    Mavi timsah Hostgator

    Hosting denilince son zamanlarda akla gelen ilk isimlerden biri Hostgator oldu. Neden derseniz Hostgator, hosting dünyasına gelenekselleşmiş hosting şirketi görüşü yerine, daha sosyal, daha paylaşımcı ve bir hosting firmasına göre pek alışılmadık kampanya anlayışıyla girdi. Bu farklılığı ve kalitesi Hostgator'a 2008'den beri birçok ödül kazandırmakla kalmamış, aynı zamanda dünya çapında tanınmasını sağlamıştır. Hostgator'u mavi timsahından hatırlarsınız. Ayrıca bu firma Amerika'da en hızlı büyüyen 500 şirket arasına girmiştir. Bunun birçok sebebi var elbette, ama görülen en açık sebep, Hostgator'un müşterilerine mükemmel bir uptime oranı, sınırsız alan, sınırsız disk kullanımı ve 7/24 online destek vermesidir. 250.000 müşteriye sahipler. İngilizce konusunda iyi olmayan kişiler için Hostgator Türkiye sitesinde resimli olarak Hostgator Üyelik konusu da işlenmiş.
    Hosting konusunda bir adım önde olan Hostgator ile aynı çizgide ilerleyen bir de domain firması var ve internetle ilgilenen biriyseniz ismini kesinlikle duymuşsunuzdur: Godaddy. Bilmeyenler için nedir bu Godaddy derseniz, alan adlarını neredeyse ücretsiz veren, Godaddy Promo Code gibi kodlarla çok ucuza domain alabileceğiniz bir domain kayıt firmasıdır.


    Blog Ödülleri 2010 - Törenden notlar

    Blog Ödülleri'ne katılabilmek için Malatya'dan İstanbul'a uzanan 17 saatlik bir otobüs yolculuğu yaptım. 13:30'da Kadıköy'deki Haldun Taner Sahnesi önünde beklemeye başladım. Ne üzerinde Blog Ödülleriyle ilgili ibare olan bir araç gördüm, ne de blog ödüllerine gideceğini düşündüğüm bir arkadaş. 45 dakikalık bir bekleyişin sonunda shuttle servisten vazgeçip (adını çok sevmiştim be shuttle) bir taksiye binip Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri'ne gittim. Yaklaşık 100 metre uzaktan BÖ! yazısını görünce içten bir oh çektim. Sponsor markaların standları ve temsilcileri arasından henüz yeni başlamış olan Türkiye'de Twitter Panelinin yapıldığı salona girdim.

    Türkiye'de Twitter Paneli
    • Moderatör Arda Kutsal'ın yönettiği panelde ilk gözüme çarpan panelistler arasındaki blog yazarı Onur Yüksel'in tarzı oldu. Kot pantolonunun yaklaşık 20 cm uzun paçalarını yukarı kıvırması, dağınık ama bir o kadar da düzgün görünen saçlar ve superman gözlükleri... Blog yazarı sıfatıyla oraya çıkarılmaya layık görülen birinin giyiminden önce konuşacaklarını planlamasını beklerdim. Deyim yerindeyse tüm panel boyunca sus pus oturdu.
    • Arda Kutsal gerçekten iyi bir panel yöneticisi oldu. Yalnız, Pozitif TV'deki BÖ!2010 yayınını Webrazzi üzerinden göstermeye çalışması bence gereksizdi. Direkt olarak yayın sayfasını açması daha doğru olurdu diye düşünüyorum.
    • Karikatürist Selçuk Erdem panelin odak noktasıydı diyebilirim. Twitter'da 32,693 izleyicisi olan bir Türk olarak aramızdaydı kendisi. Bir ara cep telefonumdan "Selçuk Erdem o kadar çok tweet yazıyordu ki onu unfollow ettim" yazıp #bo2010 etiketiyle tweet gönderdim. Tweet ekranda belirince Arda Kutsal mesajımı okuyup, mesajı yazanın izleyiciler arasında olup olmadığını sordu. Hiç düşünmeden elimi kaldırdım. Selçuk Erdem çok sık tweet yazmadığını, haftada 3 - 4 tweet yazdığını söyledi. Gazeteci Yekta Kopan da sert bakışlarıyla beni ezerek "birini unfollow etme hakkı" ile bağlantı kurarak Twitter'ın ne kadar demokratik bir mecra olduğunu belirtti. Ne demek istediğini sanırım kimse anlamadı.
    • Yalnız şimdi Selçuk Erdem'den büyük bir özür dilemeliyim. Zira sürekli tweet yazan şahıs kendisi değil, Erdil Yaşaroğlu'ymuş, kontrol edince anladım. (Kendisi de karikatürist ve 37,000 takipçisi var ayrıca ikisinin de avatarları benziyor, karıştırmam normal) :)
    • Pegasus Havayolları'nda yönetici olan Umut Selvi de panelin sessiz simalarındandı. Kendisine soru sorulmadan neredeyse hiç konuşmadı.



    Soccergenclix sağlam geliyor

    Oyun ve teknoloji üzerine çokça yazılıp çizilen ülkemiz sosyal medyası içinde bulunan blog mecrası dâhilinde içlerinden özgün içerik üreten bloglar görmek bizi gerçekten mutlu ediyor. Bunlardan biri Serhat Bıçakçı’nın kurucusu olduğu ve hala site yönetiminin başında bulunduğu Soccergenclix.net . Soccergenclix sitesi 70.000 forum üyesi, aylık 100.000 tekil ziyaretçisi ve 200.000 sayfa gösterimiyle internet siteleri arasında oyun, spor ve teknoloji alanlarındaki yerini gerçekten sağlamlaştırmış görünüyor.
    Oyunseverlerin ihtiyaçlarını karşılama konsunda tam bir yeterlilik gösteren sitede bilgisayar oyunlarına ait bilgiler, ipuçları, yamalar ve dil paketleri gibi birçok içeriğe ücretsiz ulaşabilirsiniz. Teknoloji takipçilerine yönelik teknoloji yazıları, makeleler ve SGC yazarlarına ait incelemeler, yorum ve eleştiriler tek tık ile karşınıza geliyor.
    Soccergenclix Forum şu ana kadar 3 milyondan fazla hit almış. Bu da konuya ne kadar hakim olunduğunun bir göstergesi. Son olarak, kısa süre önce yayına açılan Soccergenclix Site Rehberi ile web sitesi ya da blog sahipleri sitelerinin tanıtım yazılarını ücretsiz şekilde yayınlatabiliyor. Bu bağlamda SGC, webmaster dünyasına da backlink ve tanıtım açısından sosyal bir destek sağlıyor.


    Laguna Coupe onun olacak!

    Bir adam düşünün, evli barklı bir adam. Bir araba görür ve ona aşık olur. İşte o andan itibaren hayatındaki herşey değişir. Kafasına koymuştur bir kere; o arabaya sahip olacaktır. Hamile olan karısından destek bulamaz kahramanımız. Kendi dünyasında kurduğu Lagunalı saltanat bir anda lale devrinden gerileme dönemine girer. Hayat arkadaşından bulamadığı desteği üstad Özlem Tekin'in "yalnız kaldım sanma, koca dünya yanımda" felsefesiyle üzerinde yaşadığı gezegende onunla beraber yaşayan canlı türlerinde -yani bizde- arar.  Gider Renault şirketine, hiç ezilmeden büzülmeden "vereceksiniz bu arabayı bana" der. Neden derler. "Çünkü" der, "ben almasını bilirim". Vaay derler, "kararlı adamları severiz. Sen hiç Tolga abinin programına bağlanıp Hugo oynadın mı" diye alaycı bir soru sorarlar Cem'e. (evet, adı bu) Oynadım der Cem. Eğer derler, bu arabayı almak istiyorsan, önce tıpkı bir Hugo gibi zor şartlardan geçmelisin. "Siz fazla konuşmayın da şartları söyleyin" der bizimkisi. Şartları acımasızca sıralarlar:

    • Facebook’ta yer alan Renault Turkey FanPage’inin hayran sayısını 25.000’e çıkarmak.
    • 2 ay içersinde, projeye ait internet sitesine en az 40.000 tekil ziyaretçinin gelmesi.
    • Lider gazetelerden birinde projeyle röportaj konusu olmak. [TAMAMLANDI #]
    • Disko Kralı’na ya da Beyaz Show’a çıkmak.
    • ATV, Show, Kanal D veya Star’da, en az bir kez ana haber programına çıkmak.
    • 5 internet sitesinin ekonomi veya otomotiv sayfalarında haber konusu olmak.
    • 3 sektör dergisinde haber konusu olmak.
    • 3 radyo programına konu olmak.


    Cem Batu, bu şartları yerine getirdiğinde Renault Laguna Coupe'yi kazanmış olacak. Bazıları ona destek, bazıları köstek oluyor. Sosyal medyada birbirini çekemeyen adamlara inat ben ona sonuna kadar destek oluyorum. Hikayesini kendi kaleminden okumak için buraya, Cem Batu'nun kim olduğunu öğrenmek için buraya tıklayın. Onu hayallerine kavuşturmak için ihtiyacınız olan tek şey şu an elinizde bulunan maus.