Şimdi Hayat
    Grup Seksendört

    .


    8.Dönem şafak çizelgesi

    Eğer bir Polis Meslek Yüksekokulu'nda okuyorsanız, ya da bu okullarda okuyan yakınlarınız varsa bu yazım sizi gerçekten ilgilendiriyor olabilir. Geçen yıl hazırladığım şafak çizelgesi arkadaşlarım arasında beğeni topladığından, bu yıl, daha kapsamlı bir çizelge yapmaya karar verdim.
    • Sabit olarak, mezuniyete kalan 250 günü
    • İçinde bulunulan zamana göre bir sonraki sınava kalan günü,
    • Yarıyıl tatiline kadar, zamana göre, bir sonraki tatile kalan günü
    • Resmi tatilleri
    • Finallerden sonra bütünleme sınavlarına kalan günü
    gösteriyor. Düşününce 250 gün geçmez gibi geliyor ama çizelgeye bakınca, öyle çok da uzun gözükmüyor :)

    Bu çizelge, 8.Dönem öğrencileri için tasarlanmıştır. Bu yıl PMYO Sınav sorularının çalınması sebebiyle 9.Dönem öğrencileri okula geç başlayacağından, 9.Döneme ait Akademik Takvim, 8.Döneminkinden tamamen farklıdır. Bu çizelge benim tüm devre arkadaşlarıma armağanımdır.
    Malatya Polis Meslek Yüksekokulu harici bir okulda okuyorsanız, Excel dosyasından, çizelge başlığındaki Malatya yazısını değiştirmeniz sizin için yeterlidir.
    8.Dönem 2010 Şafak Çizelgesinin;
    Renkli versiyonunu indirmek için buraya ,
    Siyah-Beyaz versiyonunu indirmek için buraya tıklayın.

    Şafak saymamız okulun verdiği bıkkınlıktan değil; bu şerefli mesleğe başlamak için sabırsızlandığımızdandır.


    Yazılarınızı nasıl hayata geçiriyorsunuz? {mim}

    Blog sitelerinde bir gelenek vardır: Mim. Mimlemek nedir diye soracak olursanız, mimlemek; bir blog yazarının, herhangi bir konu hakkında yazı yazıp, bu konuyu, seçtiği bir ya da birkaç blog yazarına göndermesi ve seçtiği yazarların da aynı konu hakkında bir yazı yazmalarını istemesidir. Türk Dil Kurumu, mimlemek kelimesine şöyle bir tanım yapmış: "Birini, hoşa gitmeyen veya iyi olmayan bir davranışı dolayısıyla hakkında iyi düşünülmeyenler arasına koymak." Sanırım biz blog yazarları bu kelimeyi tam tersi anlamıyla kullanıyoruz. Bir blog yazarının, diğerine bir mim göndermesi aradaki samimiyetten ileri gelir.
    KelimelerBenim'i açtığımdan beri, mimsizlikten yakınıyordum. Hatta bu konu hakkında bir yazı yazacaktım, "yok mu beni mimleyen" diye :) Sağolsun Ozan bana ilk mimimi göndermiş. Böylece, bu gelenekteki başlangıcımı da yapmış oldum. Mimin konusu, başlıktan da anlaşılacağı gibi, siteye yazı yazarken hangi yolları takip ettiğimle ve neler yaptığımla ilgili güzel bir konu.


    Metrodaki kemancı

    Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip gider.

    Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
    Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak hızla geçer gider.

    Birkaç dakika sonra bir başka adam duraklayıp eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.


    Bir şehir olsaydım Auckland olurdum

    Bir şehir olsaydım, Auckland olurdum. Bunu neden istediğimi hiç bilmiyorum. Ama olurdum işte. İnsanlar bana "auck auck" dedikçe severdim kendimi. Adımda kocaman bir "land" olduğu için, gizli gizli övünürdüm landlığımla. Başkent olmadığıma sevinirdim bir nebze, ve başkent Wellington'a da kötü hisler beslemezdim. Göze batmayı sevmem çünkü. İçinde bulunduğum ülke nüfusunun dörtte biri bende de olsa, başkentten daha büyük de olsam, küçük gibi durmayı bilirdim. Koskocaman kıtalarla, komşu ülkeyle falan uğraşmaz, cillop gibi okyanusa komşu olurdum. Issız bir adanın içindeki, ıslı şehir olurdum. Ulan hiçbiri olmasa, Auckland olmuş olurdum, fena mı? Mesela şubatın ortasında, Avrupalı'nın kıçı donarken, ben içimdeki insanlara ılık ılık üflerdim havamı. O kadar olsun, sonuçta Auckland olmuş olurdum yani. Taa kalkıp Yeni Zelanda'dan, Türkiye'de herhangi biri olan bir adamın aklına, kendisinin bile anlamayacağı bir yerden girip, Aucklandlığımı kabullendirirdim. Aucklandlığı özendirir, hakkımda yazı bile yazdırırdım ona...


    Kelimeler Benim Kanunu

    Giriş: Maddeler Öncesi Tanım
    Kelimeler Benim güncesi, ikibinli yılların sekizinci 365 günlük parçası içinde, bu blogun yazarı tarafından tahayyül edilip, ardından tefekkür edilip son olarakta blogger denilen ecnebi icadı vasıtasıyle teşekkül edilmiştir. Bu günce, yukarıda adı geçen kişinin yaşadığı-yaşamadığı kısa olayları, zaman kavramını açarak, psikolojik yorumlamalarla açığa kavuşturduğu ya da gereksiz ayrıntıların sebebini araştırdığı ve cevabını yine kendi içinde bulduğu, kâr amacı gütmeyen sembolik fotoğrafı olan yazılar topluluğundan başka birşey değildir.


    11 Maddelik KBK (Kelimeler Benim Kanunu) 04.12.2011 v.2.0

    • Bu site bir blog’dur. İngiliz dilinde “günlük” anlamına geliyor ama benim günlük falan tuttuğum yok. Hem manyak mıyım ben açık seçik günlük tutayım? 

    • Bu blog 13 TL para ve paha biçilemez emeklerle kurulmuştur. “Ulan, bilmem kaç paket sigara parası” diye hesap yapmayın. Siteyi tekelden almadık.

    • Bu blog’un arkasında Blogger, dolayısıyla Google vardır. Daha da başımıza birşey gelirse Allah’tandır.

    • Başta söylediğim küçük meblağ, kelimelerbenim.com ismini tescil ettirmek için ödenmiştir. Bu isim, vazgeçmediğim veya satmadığım sürece bana aittir. “İstesem benim olur ki o” demeyin.


    Türkiye'de iki yıllık olmak

    Her ne kadar başlık çok iddialı olsa da, bu yazımda ülkemin eğitim konusundaki hazin durumunu, - birçoğu gibi - çaresizlikle gelen profesyonel küstahlık seviyesinde irdelemeyeceğim. Enteresan diyaloglar, örnek olaylarla önünüze sereceğim tablo, yazının sonunu sizin düşünsel dünyanıza bırakacak.

    Türkiye'de iki yıllık olmak başlığından kasıt, anlamamış olanlar için, eğitim düzeyi önlisans seviyesinde olmak; bir başka deyişle -halkın dediği gibi- iki yıllık üniversite mezunu olmuş olmak'tır. Türkiye üniversitelerinde 300'den fazla önlisans programı (iki yıllık bölüm) mevcut. Meslek Yüksekokulu uzantısıyla üniversitelerden özerk bir kimlik kazanmış görünümü alan bu okullarda mesleğe yönelik teknik eleman yetiştirildiği iddia ediliyor. Bu elemanların adı bazı tanımlamalarda ara eleman olarak da geçiyor ki, bu tanımlamanın, bize çok şey kaybettirdiğini kelimenin kendisi bas bas bağırıyor.

    "Efendim bak ne güzel bölümü var, tanımı var gül gibi geçinip gidiyoruz, neden çomak sokuyorsun?" diyenler bu cümleden sonrasını okumasın. Çomağın yeri değişiverir.

    Az önce bir arkadaşımla mesajlaştım, Antakya'da okuduğunu söyledi. Ne okuyorsun sorusuna Seyahat İşletmeciliği cevabını verdi. Tam o anda içimden "yani otobüsçü..." diye geçirdim.
    Hayır hayır, yanlış anladınız. Bunu ben söylemedim. Hatta bu cümle daha söylenmedi. Ama defalarca söylenecek. Ali amca, veli abi, ayşe teyze, hasan dayı ona soracaklar: "Otobüsçü mü olacaksın" diye! Soracaklar, çünkü At Antrenörlüğü okuyorken, bana da sordular:
    "Seyis mi olacaksın şimdi sen?" ...


    Nofollow eden kendi kaybeder!

    Bu akşam link değişim formuyla bir link değişim talebi aldım. Kendi kriterlerim gereği talep eden kişinin logosunu, linkiyle birlikte en alttaki Komşu Bloglar bölümüne ekledim. Eklediğim linki denemek için xxxxx isimli kişinin sitesine girdiğimde, kendi bağlantımın eklendiğini gördüm. Yapılması gereken de budur: gereken şartları taşıyorsan karşı tarafın linkini eklersin ve talebinin cevaplanmasını beklersin. Kendisi, nazarımda olumlu intiba bırakmış oldu. Gel gör ki, linkin bu kadar çabuk eklenmiş olması bende ufak bir şüphe uyandırdı. Özelliklerine baktığımda, sayfama verdiği linkin "rel" (ilişki) parametresinin "nofollow" yazıldığını gördüm. Bu üzücü sonuç beni biraz daha derin bir araştırma yapmak zorunda hissettirdi. Diğer bağlantılarımı kontrol ettim. Sonuç pek iç açıcı değildi: 25 bağlantı içinde 4 tanesi nofollow'du.

    Yapılan şey gerçekten ayıp. Benim PR0 sitemden (ki bu herhangi bir site de olabilir) sağlayacağı karşılıksız bir dofollow linkten hayır beklemek. Bu, filmlerdeki "parayı getir, kızı al" geyiğine benziyor. Fidyeyi, yani parayı götürüyorsun, hem parayı alıyorlar, hem kızı vermiyorlar ya, işte o hesap. Hadi link değişimi yapalım diyorlar, eyvallah diyorsun, sayfasına itimat edip bağlantı veriyorsun, beyefendi(ler) sana nofollow link veriyor. Almadan vermek de Allah'a mahsustur beyler...


    Alexa dur nereye gidiyorsun?

    Eğer bir web sayfanız ya da bir blogunuz varsa, kafanızdan, yazıma neden böyle aksiyon dolu bir başlılkla başladığımla ilgili bir sürü fikir geçecek. Alexa'nın ne olduğunu bilmeyenler de, kendisini bir insan zannedebilir. Zira, az önce Google'da bu konu için aradığım bir grafik için Alexa diye arattığımda karşıma bir sürü kadın fotoğrafı geldi. Konudan uzaklaşmadan, ilk önce şunu belirteyim ki, Alexa internetteki tüm sitelerin ziyaret edilme oranlarını, yani günümüzün popüler deyimiyle reyting sıralamasını çıkaran bir servistir.

    Diyeceksiniz ki, ya hu milyonlarca site var, nasıl tüm sitelere ulaşabiliyor? Ben de size, Alexa Toolbar diye, küçük bir eklentinin varlığını, ve internet kullanıcılarının (yani bizlerin) site reytinglerini bu eklentiyle belirlediklerini söylerim. Bu eklenti Firefox 2.0 ve üstü tarayıcılarda çalışıyor, siz bir siteye girdiğinizde, bu veriyi alexa'ya gönderiyor. İşin en sade tanımı bu.

    Çok objektif bir sıralama oluyor mu derseniz, tabii ki hayır. Günümüz Türkiye'sinde web site sahipleri dışında bu eklentiyi kullanan çok fazla insan olduğunu sanmıyorum. Fakat ben diğerleri gibi bu durumdan şikayet etmem. Kimse, kendisine faydası olmayan bir eklentiyi bilgisayarına kurmak zorunda değil. Kullanırsanız, internet dünyası için hayırlı bir iş yapmış olursunuz, o ayrı.


    Özel kanalını da al git!

    Az önce televizyonda Disney Channel 'ın reklamını gördüm. Bu aralar televizyon kanalında "televizyon kanalı reklamı" yapmak da moda oldu. Sanki verilmek istenen mesaj şuydu: Bakın bu izlediğiniz kanalı nasıl izliyorsanız bizimkini de izleyin biraz, o kadar disney diye umutlandık, paranın gözüne vurucaz diye gömdük sermayeyi, kanalıydı, prodüksiyonuydu, bi insan evladı izlemiyo, yazık günah bize de. E tamam da kardeşim, bize ne senin disney channel'ından? Cillop gibi bedava kanallar varken ben neden senin kanalına para verip izleyeyim ki? Ha diyceksin ki, çoluğun çocuğun yok mu senin, koy önüne disneyi akşama kadar transa geçsin. Ozaman ben de derim ki sana bunun TRT Çocuk'u var ne bileyim Cartoon Network'ü var, çekiyorum uzaydan yayını, velet sepet bunlara da hasta oluyor zaten. Kaldı ki benim çocuğum da yok, ben çilekeş babalar adına konuşuyorum.

    Ulan özel çocuk kanalı müdürleri! Para yiycem diye ne hain emeller peşindesiniz be. Ulan insafsız, beş milyar- on milyar maaş alıyosun, gidip orda burda ben bunu küçücük bebelerin salyasından sümüğünden kazanıyorum desen kim inanır sana, hadi inandı diyelim, yaptığın işin farkında olan insan durur mu senin yanında!


    Polislik sınavı iptal edildi

    Daha önce Polislik sınavı soruları çalınmış başlıklı yazımda, 13 Eylül 2009'da yapılan 2009 Polis Akademisi Meslek Yüksekokulları öğrenci Adaylığı Sınav sorularının çalındığından bahsetmiştim.
    Bugün yapılan bir açıklamaya göre, sınav ÖSYM Yürütme Kurulu'nca resmen iptal edildi.

    ÖSYM Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, 13 Eylül 2009'da 09.30-11.30 saatleri arasında yapılan sınav sırasında saat 10.59'da Merkez'e, "...Sınav sorularının ele geçirildiğini ve KPSS deneme sınavı adı altında bazı dershaneler tarafından özel olarak seçilen öğrencilere iletildiği..." iddiasının iletildiği belirtildi.Açıklamada, söz konusu KPSS deneme sınavı sorularının da Merkez'e saat 12.59'da elektronik posta ile ulaştırıldığı kaydedildi.

    Yapılan incelemeler sonucunda KPSS Deneme Sınavı'nda yer alan 103 sorudan 88'inin sınavda sorulan 120 sorudan 88'i ile büyük benzerlik gösterdiğinin saptandığı ifade edilen açıklamada, KPSS deneme sınavı sorularını hazırlayan kişilerin Polis Meslek Yüksek Okulu sorularını sınav gününden önce veya sınav sabahı ele geçirdikleri kanaatine varıldığı belirtildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:


    Ben neymişim

    Doğduğumda susmuşum ben. Ağlamamışım diğer insan yavruları gibi. Ebem kıçıma öyle sert vurmuş ki, sinirden ağlamışım. Tam orda sigaraya başlamışım. O anda babam gelip elimde sigarayla görünce, “ulan şerefsiz, önce bi nefes al, oksijen çek ciğerine” deyip dövmüş beni. Daha yakmadan sigarayı bırakmışım.
    1988

    Mukadderat sonuçta; zatürre olup yataklara düşmüşüm. Doktorlar ölür mü ölmez mi diye üzerime bahis oynamış. Parayı ölmez’e yatıran doktorla bir olup bilerek ölmemişim, parayı kırışmışız. Ulan, haydan gelen huya gider deyip, kendi üzerimden kazandığım paranın hepsini kumara yatırıp beş parasız kalmışım. Meyhaneye olan borcumu ödeyecek gücüm kalmamış, meyhaneciden de dayak yemişim. İşte tam o gün sigaradan sonra, içkiye ve kumara da tövbe etmişim.
    1990

    Üç yaşıma geldiğimde, temiz bir hayat sürüyorken kafayı betona çarpıp yarmışım. Bir sene sonra sünnet olurken düğün davetiyemdeki “erkek oluyorum” lafına sinirlenip, ulan şimdiye kadar ibnemiydik şerefsizler diye vaveylâ etmişim, hadise çıkartmışım. Jandarma beni alıp götürmüş, mapusa girmişim. Ben içerdeyken benim birader doğmuş. Ağır tahrikten üç senede çıkmışım.
    1995