Şimdi Hayat
    Grup Seksendört

    .


    Tulipan, known today as tulip

    I bought a lovely plained notebook for my sister 2 days ago. It's brand's name was Tulipan. I uncovered it from its package at home. It had a story inside. I liked it and wanted to share with all over the world. It was that:

    Tulipan, known today as Tulip, is the name of flower which is originated from Central Asia and brought by Turks during the immigration from Central Asia to Anatolia.

    Tulipan being brought by Turks to Anatolia, had taken a great part in social and cultural life of Turkish people, starting from Seljuk Era. Especially in the Ottoman times, it not only meant a beautiful flower but also it conveyed a cultural meaning. From literature, craft and architecture and textile, a lot of work were embellished by tulip patterns in Ottoman Era, and tulip gained a valuable meaning in social life. Click "Yazının Devamı" to read more...


    İnsan olduğunuzu kanıtlayın!

    Bugün şu konuya video eklemek için çok meşhur olan video sitesi dailymotion 'a üye olacaktım. Girdim siteye, dolduruyorum boşlukları, karşıma " insan olduğunuzu kanıtlayın " diye bişey çıktı. E yuh dedim artık, karakter doğrulamasının açıklaması bu kadar da alenen yapılmaz ki...! Ama nihayetinde insan olduğumu da kanıtladım adamlara...

    Resmin büyük halini görmek için şuraya
    Siz de insan olduğunuzu tüm dünyaya kanıtlamak için buraya tıklayın...


    Siz de bir sayfa açın!

    Bugün blogküre'yi dolaşırken ilginç bir kampanya hareketine rastladım. İlk bakışta adı sanki, hayatımızda yeni bir sayfa açmak, güzel bir başlangıç yapmak gibi geldi bana. Siteye girince anladım ne olduğunu. Ülkemiz insanının okuma fukarası olduğunu yüzümüze vuran, vurması da gerçekten gerekli olan bir kampanya başlatılmış.
    Adı "bir sayfa açın!"... Bu hareket Türkiye’deki okuma oranını arttırmak amaçlı başlanmış bir kampanya hareketi...

    Ne kadar trajik bir çağrı var bu isimde. İstenilen şey, günde sadece bir sayfa okumamız. Ne okumamız gerektiğine, nasıl okumamız gerektiğine karışmıyor.Ve gerçekten trajik bir istatistik:

     - Türkiye' de nüfusa oranla, günlük kişi başına ayrılan okuma süresi 13 saniyedir!

    Diğer Avrupa Ülkelerinde bu süre 24 dakikaya kadar ulaşmaktaymış. Duruma bakar mısınız... Buna benzer çok istatistik var. İşte onlardan bazıları:


    10 Dil bilen adam ve güzel Türkçe'miz



    Kocaeli'de üniversite günlerimdeyim. Merkezden gelirken bir litrelik şeftali suyu almışım. Meyve suyunu gerçekten çok severim. Efkarlanmışım bir an, içimdeki o yaratıcı zeka fışkırmış dışarılara. Geçmişim can yoldaşım, kral arkadaşım İsmail 'in karşısına.
     
    Çek dedim İsmail. Neyi dedi. Yahu çek dedim sen. Nikon bi kamerası vardı İsmail'in. Dostlarından, üniversite günlerinden hatıralar kalsın diye dişten arttırıp almıştı. İsmail deklanşöre bastı. Kestiremiyordum 10 saniye sonrasını. Tek farkında olduğum şey okumam gereken "içindekiler" bölümüydü.
    Aroma peach nectar'ın içindekiler bölümü...


    Rss nedir?


    RSS çeşitli internet siteleri tarafından yayınlanan haber, yazı vb. içeriğin tek bir ortamdan topluca izlenebilmesine olanak sağlayan yeni bir içerik besleme yöntemidir. RSS Real Simple Syndication, RDF Site Summary veya Rich Site Summary (Zengin Site Özeti) kelimelerinin baş harflerinden oluşan kısaltmadır. (Hangisi olduğu konusunda ortak bir karara varılamamış gibi gözüküyor) XML biçiminde olan RSS dosyaları ilk olarak NetScape firması tarafından geliştirilmeye başlanmıştır. RSS dosyalarının kullanımı her geçen gün artarak yaygınlaşmaktadır.

    RSS yöntemini destekleyen sistelerin hazırladıkları XML biçimli dosyalara bir çok programla erişmek mümkündür. XML okuyucusu olan bu programlar, web gezgini veya e-posta istemcisi olabileceği gibi sadece RSS içereriği izlemek için hazırlanan masaüstü programları da olabilir.
    RSS ikonunu () gördüğünüz herhangi bir yerde, RSS verilerini RSS istemcinizi kullanarak alabilirsiniz.

    RSS sözcüğünü ilk defa duyuyorsanız size daha yalın bir anlatım yapmak istiyorum:
    Diyelim ki siz muzu çok seviyorsunuz ama elinizde muzlu pasta var.


    Polislik sınavı soruları çalınmış

    Bu haberi yeni öğrenmedim aslında. Birkaç gün oluyor, şimdi yazabildim. Bir arkadaşımdan duymuştum ilkönce. Gönderdiği SMS'te "soruları çalmış şerefsizler!" diyordu. Geçen sene aynı sınava girip kazanmış biri olarak üzerinde fazla durmadım, tok açın halinden anlamaz misali... Dün meşhur çocuk katil Cem Garipoğlu'yla ilgili haberleri okurken bu haber sitesinde gördüm olayın ayrıntılarını. Sağolsun arkadaşlar araştırmış, bulmuşlar çalınma olayına kanıt teşkil eden soruları. Baktım, inceledim. Sorular özel bir dershane tarafından dağıtılmış. Kendilerini zeki zanneden salaklar tarafından soruların mecazi anlamda rengi değiştirilmiş sadece.

    Aşağıda verilen dizelerin hangisindeki altı çizili sözcük ilk anlamıyla (temel anlamıyla) kullanılmıştır?
    diye bir soru var mesela. Soru, içindeki parantezine kadar aynı. Demek ki bu adamların öğrencileri o kadar salak ki, parantezi olmadan verseler benzerini akıllarında kalmıyor.

    ÖSYM'nin sorusu: Hafta sonuna alınan toplantı yüzünden bütün planlarım suya düştü (...)
    Çalıntı soru: Toplantı tarihi değişince yaptığımız planlar suya düştü (...) 
     Bunun gibi onlarca soru daha var. Hatta matematik bölümü falan komple aynı. Oraları değiştirmeye zaman bulamamışlar galiba [...]


    Arby's yedim yemez olaydım!

    Dün kız arkadaşımla çıkıp arkadaşlarımız Barış ve Zeynep'le Kadıköy'de buluştuk. Kadıköy'e Sirkeci'den vapurla geçtik. Kadıköy vapur iskelesinin yakınında sarı bir balon var (insanların binip uçtuğu) görenleriniz olmuştur. Etrafındaki afişlerde TurkBalon diye de geçiyor. Onun altında da bir Balon Cafe var. Denize girintili, Haydarpaşa manzaralı bir kafe. Önce orada oturup birer çay içtik, sohbet ettik. Bloggerlığın üzerime yüklemiş olduğu sosyal sorumluluk gereği menünün kazık olduğunu söylemeliyim. (Çay 2.5 TL)

    Daha sonra Kadıköy Tepe Nautilus AVM'ye gittik. Alışveriş merkezini gezerken yemek yiyelim dedik, Zeynep'in tavsiyesiyle Arby's e gitmeye karar verdik. Yiyeceğimiz şey Barışa göre 'pahalı hamburger' Zeynep'e göreyse 'eti çok ince kesilmiş yaprak yaprak etlerdan oluşan hamburger'di. Tabii ben ve kız arkadaşım ilk defa Arby's e gidecektik ve yiyeceğimiz şey hakkında herhangi bir fikrimiz de yoktu. Barış ve Zeynep bize birer Beef'n Cheddar menü ısmarladılar. Gerçekten çok lezzetli görünüyorlardı. Menüde o hamburger, helezon şeklinde soslu patetes kızartması (curly) ve pepsi kola vardı.

    Yemeye başladık, söylediğim o yaprak yaprak etler bir süre sonra midemi bulandırmaya başladı. Sanki pişirilmeden ısıtılmış et yiyordum. (Sitesinde 4 saat pişirildiği yazıyor)Ben hariç diğer üç kişi ürünü gerçekten beğenerek yedi. Sanırım sorun bende. Yarım bıraktım. Fakat patates kızartması çok orijinal ve lezzetliydi. Onda da tek sorun fazla yiyemiyorsun. Bir süre sonra bayıyor insanı.


    Google'da okulun ilk günü

    Bu sabah, Google'a girdiğimde bu renkli logoyla karşılaştım. Ne olduğuna baktığımda okulun ilk günü etiketi çıktı karşıma. Google artık ülkemizdeki güncel olayları benden daha iyi takip ediyor. Zira ben bile okulların bugün açılacağını unutmuştum.

    Okul öncesi eğitime ya da bildiğimiz birinci sınıfa yeni başlayan öğrenciler okullarına alışması için 18 Eylül'e kadar 'uyum programı'na alınacak. Bu programla minik kardeşlerimiz okula, öğretmenlere, yeni arkadaşlara alışacak 'şimdi okullu olduk sınıfları doldurduk' diyecekler demesine de, bilmedikleri küçük bir ayrıntı daha olacak:

    • Bu çocuklar bugün birinci sınıfa başladılar.
    • 2017'de ilköğretimi bitirip liseye başlayacaklar.
    • 2021'de birçoğu liseden mezun oalcak.
    • Bir yıl ÖSS'ye hazırlansalar;
    • 2022'de Üniversiteye başlayacaklar.
    • 2026'da üniversiteden mezun olacaklar.
    Sonuç olarak, ülkemiz şartlarında gözle görülür bir yükseliş olmazsa bu çocuklardan çoğu işsiz kalmak için yaklaşık  17 yıl bekleyecekler. Allah yollarını açık etsin...


    Çatalca sele teslim oldu

    Doğduğumdan beri Çatalca’da yaşayan biri olarak, daha önce “sel felaketini” sadece televizyonlardan duyardım. Sel hakkındaki düşüncelerim, bu felaketi yaşayabilecek bölgelerin sınırlı olduğu doğrultusundaydı. Hani insan hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar ya, bizimki de o hesap işte. Sanırdım ki yağmur ne kadar yağsa da akar gider, bize dokunmaz.
    Yağmur benim için masum, temiz damlalardan başka bir şey değildi birkaç güne kadar…

    Oysa şimdi bambaşka bir yağmur var düşüncelerimde. Kendisinden kaçılan, insanları boğan bir yağmur var. Evlerin üzerine kadar çıkan, koca koca tırları çürük bir odun parçası gibi sürükleyen o ürkütücü yağmur var. Altında yürünen değil, altında ölünen… Romantizmden vazgeçip, neredeyse sadizme temayül eden bir yağmur…

    8 Eylül 2009, Salı.
    O sabah kalkıp resmi kıyafetimi giydim...


    Şehrin metal hayvanları


    Hep merak etmişimdir, acaba biz insanlarda olduğu gibi, bazı hayvanlar da iletişim yolu olarak sesi mi kullanıyor diye. Hayvanlar, dilini ve beynini kullanarak, yüzlerce farklı ses çıkarabilen insan kadar çeşitli olmasa da bazı sesler çıkarabilme kabiliyetiyle yaratılmışlardır. Fakat her defasında mee'leyen koyun, möö'leyen inek, içinde bulunduğu duruma göre kendi cinsindeki hayvana anlamlı -ya da yarı anlamlı- bir mesaj iletebiliyor mu? Cevap evetse, her seferinde aynı tonda duyduğumuz ses (meselâ köpek sesi) nasıl oluyor da hayvanlar tarafından tasnif edilip anlamlandırılıyor?

    Bilim buna ne der bilmiyorum. Bu konuda herhangi bir araştırma da yapmış değilim doğrusu. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğim bu konu hakkında bir karara varmamın müsebbibi genç bir şoförü olan mavi bir minibüs. Yahut, mavi bir minibüsü olan genç bir şoför...

    Büyükçekmecedeyim. Staj dönüşü eve gitmek için yaklaşık yarım saatte bir geçen otobüsü bekliyorum. Biraz önce, yolun karşısında, indikten sonra plakasını aldığım uzun bir otobüsten inmiştim. Yol yorgunluğunun verdiği ağırlıkla sol ayağıma yüklenip, sağ ayak ucumu yere dik açıya yakın bir pozisyonla koyduğum halde gelen vasıtalara bakıyorum.