"Pardon, çiğköfte alabilir miyiz?" diyorum. Bu herzaman gittiğimiz dönercideki, müşterilere kişi sayısı kadar çiğköfte ikramının sipariş edilen ürünle beraber getirilmesi geleneğinin bozulmasına gösterdiğim tepkiyi, 'devamlı müşteri' olmamızın verdiği rahatlıkla arkama bakmadan dile getirebiliyorum. Devamlı müşteri olmak kavramı, ülkemizde, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm müesseselerde yürürlükte olan bir anayasa gibi sağlamdır. Amerikan filmlerindeki 'herzaman aynı yerde yeriz' bokuna denk olan kavramdır 'devamlı müşteri'. En azından tepkime karşılık vermeyecek derecede tecrübeli olan garson, birkaç saniye içinde kendisinden daha kıdemli olmadığını bakışlarından anladığım başka bir garsona 'masa yedinin çiğköftesini getirmemişsiniz' diyerek, aslında bizim müşteri egomuza cevap veriyor. Kıdemsiz garson çiğköfte getirmek için merdivene doğru hamle yaparken, kıdemli garsondan, masaların ikramlarını unutmayın ihtarı alıyor. O anda kıdemsiz garsonun beyninden geçen muhtemel küfürlere maruz kalan ben, arkadaşım ve kıdemli garson, aramızdaki anlaşmayı medeni iki insan gibi, tepkiden bir önceki halimize dönerek karşılıyoruz.Bir dakika içinde, limonunun küçüklüğünden kıllandığım iki tek çiğköftemiz, masamıza, turuncu, porselen bir tabakta geliyor. Arkadaşım henüz ağzını açıp tek kelime bile etmedi. Mekanın 'devamlı müşterisi' olmadığından gelen çiğköftenin bana ait olduğunu sanıyor, ya da en azından ikisinden birinin ona ait olduğundan emin değil. Limonu çiğköftelerin üstüne sıkıp birinden ısırıyorum.
RASTGELE!


Kategori:
















