İzmir
    Tuğba Özerk

    .


    Analar ve meşin beyinler

    Mavi gezegenimizde futbol sporuna gösterilen ilginin yarısı Uzay Bilimlerine falan gösterilseydi şu anda size başka bir gezegenden yazıyor olabilirdim. Yaşadığım gezegenden memnunum, yanlış anlamayın. Tek derdim, insanoğlunun futbola, hayatı boyunca karşılaştığı tüm aktivitelerden daha fazla bağlı olması. Takıldığım konu insanların futbolu anasından babasından çok sevmesi ve hatta karısına göstermediği ilgi alâkayı o meşin yuvarlağa göstermesidir. Fakir insanların sosyal aktivite yelpazesi kahveye gitmekle doludur. Zenginler kahveye gitmez. Bu bağlamda, görünmez sınıf ayrımını geçici olarak da olsa ortadan kaldıran şey yine futboldur. Zengin takımı, diğerlerinden farksız olmayı belki de sadece Futbol için göze alır. Arda'nın kaç milyon avro ettiğini hemen herkes bilir. Aynı insanlar Türkiye'nin dış borcunun ne kadar olduğunu bilmezler. Ben her ikisini de bilmiyorum o ayrı. Bazen, akşamında önemli bir futbol maçı olan bir günde, arkadaşlarımın ne kadar heyecanlı ve sabırsız olduğunu görüp onlara imrenirim. Akşam olup da maç saati geldiğinde, forması olanlar formalarını giyerler, çekirdekler alınır ve onlar için hayat durur. Ben onlara sadece uzaktan bakarım. Her gol pozisyonunda kabaran bir deniz gibi topluca ama ahenkle ayağa kalkarlar. Maçın sakin geçen kısımlarında yine ayağa kalkıp takımlarına tezahüratlar yağdırırlar. Televizyon karşısında, futbolcuların kendilerini duymadığını bile bile, boğazları yırtılırcasına bağırırlar. İşte belki de imrendiğim budur. Onların her biri, arenadaki gladyatör kadar cesurdur. Bu savaşçı ruhun çığlıklarını gol yiyen kalecinin anasına küfredildiği ana kadar duyarım. O andan sonra duyduğum fiillerin kökü, koymaktan ibarettir.


    Kelimeler Benim Blog DMOZ'da!

    Uzun süredir gerçekleşmesini beklediğim DMOZ (Açık Dizin Projesi) kaydım sonunda onaylandı. Dünya'nın en büyük ve en seçici web dizinine katılmak ruhen sıkıldığım şu aralar bana biraz moral oldu. DMOZ internet sitelerini sınıflara ayırarak oluşturulmuş bir dizindir. Bu dizine eklenmek pek kolay olmadığından, dizinde listelenen internet sitelerinin güvenilirlik ve kalitesi belirli bir seviyenin üzerindedir. Bu da sitelere web dünyası içinde bir konum ve prestij kazandırır. Bir sitenin DMOZ'a eklenmesi birkaç ay hatta birkaç yıl sürebiliyor. Bunun sebebi, eklenme için bir editörün onayının yetmemesi. Sürekli bir üst editörün onayı gerekiyor ve sonunda tüm aşamalardan geçen siteler dizine ekleniyor. Bunun yanında arama motorları DMOZ kayıtlarını dikkate alırlar. Örneğin, Google'a göre bu dizine kayıtlı olmak site prestiji ve güven demektir. Bu da bir internet sitesi sahibine birçok avantaj sağlar. Açık Dizinde "İltekin, Sezer - Yazarın çeşitli konularda fikir paylaşımında bulunduğu web günlüğü." şeklinde (Toplum, İnsanlar, Kişisel Sayfalar, Web Günlükleri) kategorisinde listeleniyorum. Adım - soyadım yerine Kelimeler Benim yazsaydı daha iyi olurdu ama bu da fena değil :) DMOZ'daki kaydımı görmek için buraya tıklayın. Önce okuyucularıma sonra da DMOZ'a teşekkürler...


    Kafana göre takıl

    Kelimeler Benim Blog'un birincil amacı, okurlarının iyi vakit geçirmesini sağlamaktır. Yazdığım yazılarda eleştiri kaygısı gütmüyor olmam, aldığım olumlu yorumlardan çıkardığım kadarıyla yazılara akıcılık ve açık sözlülük katıyor. Bu bloga giren okuyucuların ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir site tanıtacağım bugün size. Sitenin adı takıl.net. Bu site portal türünde yayın yapıyor. Yani içerisinde astrolojiden oyunlara, fıkralardan videolara kadar akla gelebilecek her türlü eğlenceli içerik mevcut. Benim en çok hoşuma giden bölümü komik videolar bölümü oldu. Seçmece videolardan oluştuğu için olsa gerek. Site gayet sade, anlaşılır ve içerik dolu. Bunların yanında isteğinize göre ayrıntılara da yer verilmesi takıl.net'in büyük artılarından. Portalın 15.000 üyeli bir de forumu bulunuyor. Binlerce kişi bu platform üzerinde sosyal iletişim ve bilgi paylaşımı sağlayabiliyor. Çok yönlü hizmetlerinden biri de güncel program arşivi. İndirilme sırasına göre sıralanmış ve kullanım türlerine göre tasnif edilmiş yüzlerce programa buradan ulaşabiliyorsunuz. İster oyun, program indir, ister site üzerinden birbirinden güzel oyunları tarayıcı ekranından oyna. Toplist, fotogaleri, sinemalarla ilgili güncel program ve yazamayacağım kadar içerik takıl.net'te. Son olarak, bu portalın Facebook üzerinde yaklaşık 5000 hayranı olduğunu da söylemeliyim.


    Lâf Salatası | Şubat 2010

    Bilgisayarda bir yazı yazarken genelde klavyeye bakarım ben ve eğer gözlerimi ekrana çevirdiğimde yazdığım kelimelerin ilk harfleri küçük, diğerleri büyükse, ömrüm on beş dakika kısalır. En büyük acıların defalarca küçültülmüş hali gibidir sadece ilk harfi küçük yazmak. Sırf bu yüzden, lisede katıldığım bir hızlı klavye kullanma yarışmasında ikinci olmuştum. Tam 3 buçuk satır böyle yazmışım. Görünce tamamen silip tekrar yazdım ve bir saniyeyle, evet sadece bir saniyeyle ikinci oldum. O günden beri caps lock tuşu hısmımdır benim. Sevmem kendisini.


    Birçok meslek grubundan arkadaşım var. Doktor, mühendis, bakkal, işçi, fotoğrafçı, polis, bilgisayarcı, garson, öğretmen... Ama bir meslek grubundan arkadaşım yok. Eczacı! Şimdi diyeceksiniz ki, eczacı arkadaşın olsa ne olur, olmasa ne olur. Ama öyle değil işte. Eczacılarda, sebebini bilmediğim öyle bir eşantiyon potansiyeli var ki, bitmek tükenmek bilmiyor. Çeşit çeşit not defterlerinin, kalemlerin, ofis araç gereçlerinin uğrak yeridir eczaneler. İlaç firmalarının kendi reklamlarını bu ofis gereçleriyle yapıyor olmalarından mütevellit, eczacılarda eşantiyon bol olur. Mesela bir eczacının arkadaşında - ki bu ortak arkadaşımızdır - harika bir tükenmez kalem görüyorum, ezcaneden aldığını öğreniyor ve kendi kendime şu soruyu soruyorum: Bu güzel kalemler neden parasıyla satılmıyor? İlaç firmalarına sesleniyorum: İlaç işine devam edin ama bu işin yanında kırtasiye işine de girin ve sadece ecza ürünlerinin eşantiyonları olan ürünleri satan bir kırtasiye açın. Emin olun en çok kalemi, en çok not defterini siz satacaksınız. Ve siz eczacılar, ya benimle arkadaş olun, ya da bana biraz eşantiyon gönderin. Umutla bekliyorum.


    Uçakla seyahat edeceğiniz zaman, uçağa binmeden yaklaşık bir saat önce bavulunuzu yollarsınız önden. Buna check-in deniliyor. Ya da ben check-in'i bu zannediyor olabilirim, bilmiyorum. Günümüz itibariyle hemen hemen bütün uçak firmalarında bagaj hakkınız 15 kilogram. Bu ağırlığın üzerinde bavulunuz varsa, kilo başına 4 lira ödemek zorundasınız. Şöyle yuvarlak bir hesap yaparsak, 25 kilo bir bavulunuz varsa, ekstradan 40 lira ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bu uygulama kendi içinde çelişkilerle dolu geldi bana. Neden 15 kilo kotamız var? Akla gelen en mantıklı sebep, uçağa fazla yük yüklememek olsa gerek. Tamam, kabul. Peki parasını verince neden alıyorsunuz fazla ağırlığı? Yani verdiğimiz fazla paralarla uçaktaki fazla ağırlığın yükünü hafifleten ekstra motorlar falan var, bunları çalıştırıyorsunuz da bizim mi haberimiz yok? Yoksa uçağın arkasına bavullar için dorse, kasa falan mı bağlıyorsunuz? Bilemedim ben onu ama bu işin içinde bir iş var. Kısa not düşmek istiyorum: Yüksekliği bir metre olan şu çekçekli standart bavullar iç hacminin yarısı kadar giyecekle beraber, tam 15 kilogram tutuyor. Fazla para ödemenizi istemem, aklınızda bulunsun.


    Biz keriz miyiz ki?

    Bu haftaki Uykusuz dergisini okurken gördüm bu karikatürü ve gerçekten çok beğendim. (Sayı:2010/8) Verilen mesaj, mesajın alıcısına göre değişir aslında ama bu defa ortak bir paydada buluşabilmemize yardımcı olunmuş. Abdullah Gül'ün oğlu on sekizine basar basmaz şirket genel müdürü olmuş. Hiç şaşırmadım. Sen ben şirket müdürü olamayız misal. Neden olamayız abi dersen, biz zeki değiliz olum, salağız biz. Adam 500 liraya 15.000 liralık şirkete ortak olmuş. Bir de 3 arkadaş ortak olmuşlar. Üstüne adam bir de TED kolejinde okuyor. Baş müdür olmak onun için kaçınılmaz bir son. Çevre - kültür meselesi biraz da. Bilal Erdoğan var hani, Tayyip Erdoğan'ın oğlu. Muhtemelen bizim Emre'yi tanıyordur. O adam da Amerika'da 261 bin 500 dolara ev almış. İşte gemicik falan, ufak tefek yatırımlar bunlar. Bir tane de altın şirketine ortak olmuş hanımıyla. Ha benim yatırımcıma! Hükümetin değerli taşların ithalinde vergilerin sıfırlandırmasına (sınıf değil, sıfır) gittiği tarih Bilal'in ATAGold şirketine ortak olduğu tarihe de çok yakın. Bu da hukuki bir ileri görüşlülük. Adam böyle bir kanun geleceğini hesaplamış olabilir :) İşte bizde bu ileri görüşlülük yok. Gerçi nasıl olsun ki, biz Türkiye'de iki yıllık okulu zor bitirdik, adam Amerika'daki Harward Üniversitesi'nde master yaptı. (hala devlete 1.440 TL öğretim kredisi borcum var) Adam şirket sahibi oluyor, biz bir şirkette işe girebilmek için bin türlü dolaplardan geçiyoruz. Türkiye'de öğretmenlik okuyanlar da bizim gibi kerizdir belki de, gidip itfaiyenin, belediyenin sınavına, mülakatına giriyorlar. Ne olurdu biz de bu çocuklar gibi zeki olabilseydik? Ne olurdu biz de biraz kafayı çalıştırabilseydik? Biz keriz miyiz ki?


    Sevgili havaş biraz yavaş

    Bizleri şehir merkezinden taa havaalanımıza kadar götüren sevgili Havaş;
    Anlıyorum, Malatya gibi bazı şehirlerde bu işi bir şekilde götürüyorsunuz, karışan yok, görüşen yok. Beğenmiyorsan taksi tut felsefesini iliklerimize kadar hissettiriyorsunuz bize. Ama yazık günah değil midir çoğu öğrenci olan yolcu milletine? 30 kilometrelik yol için bizden 9 lira almanız çok mu normal yoksa ben mi çok pintiyim ey havaş? Aldığım uçak biletinin fiyatı 52 lira. Gideceğim yol 1114 kilometre. Demek ki, muhtaç olsak da Havaş'ın otobüsüyle gitsek İstanbul'a, 334,20 TL para ödeyeceğiz size. Şoförleriniz de çok pratik. Yolun ortasında otobüsü durdurup, o dip koçanlı yolcu taşıma biletinden tek tek koparıp veriyor, paraları toplayıp yola öyle devam ediyorlar. Vay ki ne vay sevgili havaş. Benim hayal dünyamda sen havaalanlarında bekleyen, "ulan bu şerefsizler uçakla geldiğine göre, bunlarda para boktur" deyip tüm çıkışları otobüsünün giriş kapısına çevirmiş, ne varsa geçirmek için sabırsızlanan sinsi bir adam gibisin. Açık konuşuyorum işte. Otobüsünün yaktığı mazot belli, gittiği mesafe belli. Şu saatten sonra da artistlik yapma ki kamunun gözünde iyice değerini yitirme. Size Türk halkının vicdanı adına sesleniyorum. Ya da yok, seslenmiyorum siz anladınız zaten.