EN ES FR DE TR

Doğa İçin Çal - 5
Bitlis'te Beş Minare

.


Evinizi Starbucks'a dönüştürün

Başlık fazla iddialı oldu farkındayım. Ama biz iddialı başlıkları severiz, değil mi? Yaklaşık 2 yıl önce Starbucks gibi havalı mekânlarda kahve içme rehberi başlıklı bir yazı yazmıştım. Takip edenler hatırlayacaktır. Starbucks gibi kahvecilerde satılan kahvelerin deyim yerindeyse "ham maddesinin" espresso olduğunu, espresso üzerine eklenen yardımcı ürünlerin de kahvenin tadını ve adını değiştirdiğini anlatmıştım. O yazı yaklaşık 60 bin defa okunarak blogun en popüler ikinci postu haline geldi. Çok güzel yorumlar, Google'dan gelen çok enteresan anahtar kelimeler okudum bu yazı sayesinde. İletişim formu aracılığıyla bu kahveleri evimizde yapıp yapamayacağımız da çok soruldu ve ben de bu konuyu masaya yatırıp, evimizi nasıl Starbucks'a çevirebileceğimizi kaleme almak istedim.

İçtiğimiz o havalı, devasa köpüklü ve nispeten pahalı kahveleri evimizde yapabilmek elbette belli bir maliyet gerektiriyor. Türk kahvesi yapmak için bir cezveden başka bir araca ihtiyaç duymazken, espresso yapabilmek için bir "espresso makinesine" ihtiyacımız var. Çünkü espresso, kahvenin içinden basınçlı sıcak su geçirmeyi gerektiriyor ve bunu ancak bir makine ile yapabilirsiniz. Hani Ferhat Göçer "acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir" diyor ya, basınçlı sudan geçmeyen kahve de aynen öyle eksik kalıyor işte. Anahtar kelimemiz basınç!

Espresso makineleri çok çeşitli. Her üründe olduğu gibi bunda da bütçeniz ile alacağınız makinenin özellikleri ve kalitesi doğru orantılı. Google'da ufak bir araştırma yapacak olursanız, elli bin liraya da, yüz liraya da kahve makinesi satıldığını görebilirsiniz. Bu farklar makinenin basınç gücünden, kartuş, çekilmiş kahve ya da direkt kahve çekirdeği kullanmasından, depoladığı su miktarından, suyu ne kadar zamanda ısıttığından ve bunun gibi daha birçok kıstastan kaynaklanıyor.


Sevgiliye Özel Hediye Seçenekleri

Hayatımıza renk ve heyecan katan sevgilinize özel alabileceğiniz hediyelerin ona layık olması  hem sizi hem onu mutlu edecek bir ayrıntıdır. Ancak böylesine özel bir insana hediye alırken bir türlü alacağınız hediyeye karar veremiyorsanız erkek sevgiliye doğum günü hediyesi ya da bayan sevgiliye hediye seçeneklerinin en özellerine göz atabileceğiniz hediyespeti.com istediğiniz an tek tıkla yanınızda olacaktır. Sevgilinize doğum gününde ya da sevgililer gününde alacağınız hediye tıpkı ilşkiniz gibi özel olmalıdır. Örneğin kutlamanıza eşlik edecek şampanya kadehleri ya da resminizin işli olduğu kanvas tablo ve ahşap foto sonsuza dek onu mutlu edecek özel hediye seçimlerindendir.

Bayan sevgiliye hediye almak ne kadar kolay ise erkek sevgiliye hediye almak sınırlı alternatifler yüzünden zorlu bir süreç olmuştur. Ancak siz hediyesepeti.com'da yer alan sevgiliye özel plaketler, oscar ödülleri, duvar saatleri  gibi özel hediye seçeneklerinden bir tanesini seçerek hayatınızda en önemli insanı mutlu edebileceksiniz. Sevgiliye hediye alırken aklımızdaki en önemli şey onu şaşırtmak ve romantik algılanacak bir hediye vermektir. En büyük korkunuz ise bir önceki sene verdiğiniz hediyeden farklı bir hediye veremeyeceğinizi düşünmenizdir. Hediye Sepeti'nin sürekli güncellenen sayfası sizin yaşayacağınız erkek sevgiliye doğum günü hediyesi ya da bayan sevgiliye hediye seçeneklerinin en farklı ve en özel hallerine ulaşmanızı sağlamaktadır. Sevgiliye alınacak en özel hediye ne olabilir diye kendinize soruyorsanız, örneğin hiçbir erkeğin hayır diyemeyeceği şık ve kullanışlı bir cüzdan, tavla tutkunu ise pul bölmesi bulunan alabileceğiniz en özel isimli tavlalardan ya da evinizin duvarlarına anlam katacak birçok resimden oluşan kanvas baskı tablo her erkeğin mutlu olacağı hediye seçeneklerindendir.

Alacağınız her hediye sevgilinizi mutlu edecek ve ona verdiğiniz değeri hissettirecektir. Bugüne kadar sevgilinize özel günlerde birçok hediye almışsınızdır. Ancak alacağınız birçok hediye maalesef ki yıllar geçtikçe ne zaman alındığı ve ne için alındığı unutulmaktadır. Siz böyle bir şey yaşamak istemiyor ve ona kalıcı, sizi hatırlatacak hediyeler vermek istiyorsanız kişiye özel sevgiliye alınacak hediyelere göz atabilirsiniz.


Yeni Bölümüm Medya ve İletişim

Bundan yaklaşık üç yıl önce Açıköğretim için 10 Altın Kural başlıklı bir yazı yazıp, bir açıköğretim mezunu olarak tecrübelerimi insanlıkla paylaşmıştım. Şimdi baktım da insanlık bu yazıyı 22 bin defa okumuş. Bu yazının altına türlü türlü yorumlar yapıldı, yazıldı çizildi. Yazdıklarımı ciddiye alıp benim bir gerizekalı olduğumu söyleyen, verdiğim taktikle on dersten sekizini geçtiğini söyleyip teşekkür eden, “açıköğretim okuyasım geldi” diyen güzel insanlar…

Aradan iki yıl geçtiğinde, 2013 yılında aklıma bir bölüm daha okumak geldi. Zaten işimde gücümdeydim ama araya bir bölüm daha sıkıştıramaz mıydım? Sıkıştırdım dostlar. İki önlisans, bir lisans diplomasından sonra araya bir önlisans daha sıkıştırdım.

Sosyal medya ve internet, hayatımızı bu kadar ele geçirmişken, 6 yıldır bu blogda yazıp çiziyorken ve tamamen keyfi olarak bir bölüm okuyacakken tabii ki bu bölümü seçecektim: Medya ve İletişim.

Procrastination (erteleme hastalığı) konusunda uzman olduğum için bu yazıyı birinci sınıfı bitirip ikinci sınıf için kayıt yeniledikten sonra yazıyorum. Medya ve İletişim eğlenceli bir bölüm. (Belki de ilgi alanım olduğundan bana öyle geliyordur) Buradan itiraf etmeliyim ki yine sınavlara hiç çalışmadım. Övünmek gibi olacak biliyorum ama bu halde sınavları geçip, birinci sınıfı her iki dönemde Onur Belgesi  (Dönemlik not ortalaması 3,00 üzerinde olan öğrencilere verilen belge) alarak tamamladım.

Birinci sınıfta gördüğüm dersler sırasıyla Genel İşletme, Haberciliğin Temel Kavramları, Hukukun Temel Kavramları, İletişim Bilgisi, İngilizce I, Medya ve İletişim, Siyasal İletişim, Temel Bilgi Teknolojileri, Temel Bilgi Teknolojileri II, Uluslararası İletişim, Radyo ve Televizyonda Program Yapımı, İngilizce II, İletişim Kuramları, Haber Toplama Teknikleri, Birey ve Davranış, Etkili İletişim Teknikleri oldu.

Bu yıl dersler daha eğlenceli görünüyor. İlk dönemde göreceğim dersler de şunlar: Basın Fotoğrafçılığı, Medya Hukuku, İletişim Ortamları Tasarımı, Haber Yazma Teknikleri, İnternet Yayıncılığı, Medyada Çalışma Hayatı.

Bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak?
Daha güzel blog yazarız belki. Sevgiler!


Reebok İle Renkli Bir Yaz

En köklü spor giyim markalarından olan Reebok, 2014 yaz sezonu için oldukça renkli bir koleksiyonla karşımıza çıkıyor. Yazın en canlı renklerinden ilham alınan koleksiyonda hem günlük kullanımda hem de spor yaparken tercih edilebilecek geniş bir ürün yelpazesi sunuluyor. Reebok son yıllarda kadınlar için hazırladığı koleksiyonları için ünlü model Miranda Kerr ile bir işbirliği içerisinde. Miranda Kerr hem tasarım hem de tanıtım sürecinde markanın en yeni ürünleri için çalışıyor. Miranda Kerr’in bu sezon akıllarımıza soktuğu ayakkabı ise Reebok Skyscape. Günlük kullanıma uygun olan Reebok Skyscape pembe, buz mavisi, mor, sarı gibi göz alıcı renk alternatifleriyle satışa sunuldu. Ayakkabının en önemli özelliği çok hafif olması hatta o kadar hafif ki ayağınızdan çıkartmayı bile unutma ihtimaliniz var. Günlük yaşamın koşuşturmacası içerisinde rahat ve hafif bir ayakkabı hayat kurtarıcı rol oynayabilir. Kısacası bir ayakkabının görünümü kadar rahatlığı da sizin için önemliyse Reebok Scyscape bu yazın en güzel ve en yeni seçenekleri arasında.

Markanın en çok aranan ürünlerinden olan Reebok Easytone ayakkabılar yeni sezonda modern tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Yürüyüş ve koşu sırasında bacak ve kalça kaslarının daha çok çalışmasını sağlayan özel bir tasarıma sahip olan Reebok Easytone, özellikle bayanlar arasında bağımlılık yaratmış durumda. Yürüyüş ve koşu sonrası daha etkili sonuçlar almak için Reebok’ın çok aranan bu özel ayakkabısıyla mutlaka tanışmalısınız.

Reebok bu sene yepyeni bir koşu koleksiyonu tanıttı: Reebok ZQuick. Daha hızlı bir koşu performansı için tasarlanan ZQuick koşu ayakkabıları Z sınıfı hız lastiklerinden ilham alınarak tasarlanan özel bir tabana sahip. Yüksek hızda daha iyi yol tutuş ve maksimum kontrol sağlayan Reebok ZQuick koşu ayakkabılarıyla bu yaz sizi kimse tutamayacak.

Kendinizi doğaya bırakmak için en güzel mevsimdeyiz. Bu güzel havaları değerlendirirken rahat edeceğiniz dayanıklı bir ayakkabı için Reebok outdoor serisine göz gezdirmeden karar vermeyin. Rakiplerine nazaran daha uygun bir fiyat politikası izleyerek çok kullanışlı bir koleksiyon sunan markanın ürünleri Barcin online spor mağazasındaki yerini aldı. Ürün kalitesiyle yıllardır tercih edilen Reebok’ın çok renkli 2014 yaz koleksiyonunu 6 taksit ve kapıda ödeme avantajının yanı sıra değişim ve iade garantisi sunan barcin.com adresinden satın aldığınızda 15 gün içerisinde iade edebiliyor veya değiştirebiliyorsunuz. Reebok indirim avantajlarından yararlanmak içinse Barcin Outlet imdadınıza yetişerek eski sezon ürünlerde en uygun fiyatlara alışveriş yapmanıza yardımcı oluyor.


Yedi tepeli şehirden uzaklarda üç yıl

Van'dan herkese selamlar. Yeni bir şehir, yeni bir başlangıç. Bundan yaklaşık 20 gün önce (sanıyorum 27 Haziran Cuma günüydü) İstanbul'dan Van'a geldim. İtiraf etmeliyim ki gelmeden önce sosyal olarak çok daha soğuk bir ortamla karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Van Gölü'nün kıyısındaki havaalanına inmeden hemen önce gölün üzerinde uçarak o eşsiz manzarayı izleme fırsatı buldum.

İnsanlar burada göle deniz diyor. İlk duyduğumda kulağa saçma gelen bu eyleme kısa süre sonra hak verdim. Ufuk çizgisinde bitmeyen, kumsalları olan, etrafına şehirler kurulmuş masmavi bir göl. Bu gölde sadece inci kefali adı verilen bir balık yaşıyormuş. Tuzun içinde pişiriliyormuş. (Ya da onun gibi bir şey, ama işin içinde tuz var o kesin.) Arkadaşlarım tadının pek de güzel olmadığını söylediler. Hiç sorgulamadan inandım zira deniz ürünleriyle arası pek iyi olan biri değilim. Bu arada Van'da ekmek ve köfteyi maalesef iyi yapamıyorlar, söylemeden geçemeyeceğim.

Buraya iş için geldim. Güzel, göl manzaralı bir ev tuttum. Burada kiralar çok yüksek değil hatta İstanbul'da verdiğim kiranın tam olarak yarısı kira vereceğim. Tabii bunu şehir merkezi için söylemiyorum. Burası merkeze çok yakın bir ilçe: Edremit.

Van "Denizi" manzaramız.
Burası İstanbul'a karayoluyla gitmek için çok uzak bir yer. 24 saatten fazla yolculuk edip onuncu kattan atılmış bir çuval gibi hissetmek istemiyorsanız biletinizi bir - bir buçuk ay önceden alıp uçak yolculuğu yapmanızı öneririm. İstanbul'a ucuz uçak bileti arıyorsanız size iki önerim var. Birincisi Atatürk Havalimanı'na değil, Sabiha Gökçen Havaalanı'na uçmanız gerek. Bilet fiyatları iki havaalanı arasında minimum 100 TL fark ediyor. İkinci önerim ise THY gibi büyük firmalar yerine nispeten daha küçük (Pegasus vb gibi) firmaları tercih etmeniz. Türk Havayolları'nın kalitesi tartışılmaz fakat bilet fiyatlarının diğerlerine nazaran yüksek olduğu da su götürmez bir gerçek. Ayrıca venividibilet.com gibi uçak bileti satışı yapan siteler üzerinden de firmalar arasında kıyaslama yapabilir, en ucuz bileti bulabilirsiniz.

Burada yaklaşık 3 yıl kalıp İstanbul'a geri dönmeyi düşünüyorum. Geçen süre içerisinde ilk arabamı da burada almış olabilirim çünkü burada toplu taşıma çok yaygın olmadığı için mutlaka özel bir araca ihtiyaç duyuyorsunuz. Çok yakın arkadaşlarımdan "panpam" Emrah'ın da bu şehirde olması benim için harika oldu. Bakalım Allah ömür verirse bu üç yıl içinde burada neler yaşayacağız...


İçerik Önemlidir, Peki Ya Tasarım?

Bir blog yazarı olarak bu işle birkaç yıldır ilgileniyor olduğum için, yeni bir blog açacak olan arkadaşlar zaman zaman bana ulaşıp, -sağ olsunlar- fikirlerime değer verdiklerini söylüyor ve diğerlerinden farklı bir blog sahibi olmak için nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda kendilerine tavsiyeler vermemi istiyorlar. Genelde ilk soru şu oluyor: "Tasarıma mı önem vermeliyim yoksa içeriğe mi?" Bu soruyu şuna benzetiyorum: "Su içmeden mi yaşamalıyım, yoksa nefes almadan mı?"

Blog kelimesinin benim algımda oluşturduğu ilk unsur içeriktir. Bir blog, konusu dahilinde -veya dışında- içerik üretmek için vardır. Bugüne kadar mükemmel tasarıma sahip olup, içerik üretmekten yoksun birçok blog gördüm ve bu blogların ömrünün çok da uzun olmadığına şahit oldum. Blog her şeyden önce "üretkenlik" ister. Zamanınızı onun için harcayıp, deneyimlerinizi ona aktarmanızı ister. Eğer bu özveriyi göstermezseniz, bir mucize beklemenin çok da bir anlamı yoktur.

Tasarım, insanların önyargılarıyla savaştığınız arenanın adıdır. Yüksek ihtimalle blogunuza ilk defa giren biri -siz isterseniz bir Dostoyevski olun- yazdıklarınızdan önce sitenizin tasarımına odaklanacaktır. Tasarım konusunda risk almak yalnızca profesyonel ve tanınmış bir blog yazarı iseniz işe yarayabilir. Eğer bu işe yeni başlıyorsanız ya da blogunuz gelişme aşamasındaysa, ziyaretçilerinize göze hitap eden bir tasarım sunmak zorundasınız.

Tasarımda göze çarpan unsurlardan ilki profesyonelce hazırlanmış bir logodur. Sitenize ait bir logo varsa bu işe bir-sıfır önde başlamışsınız demektir. Font seçiminiz, göz yormayan arkaplan seçimi hatta içerikte yer alan fontun boyutu birer handikaptır.

Tüm bunlarla birlikte, aslında iyi bir blog yazarı olmak için iyi bir tasarım bilgisine ihtiyaç yoktur. Bu işi profesyonel olarak yapan insanlardan yardım alarak sitenizi oluşturmanız ve sonuçta göz alıcı bir tasarıma sahip olan blogunuzda yazımın başında belirtmiş olduğum "içeriği" üretmeniz iyi bir blog yazarı olmak için yeterlidir.